Kader mi, Yol mu?
İnsan, eylemlerinin sorumlusudur; bugün de, yarın da, yarından sonra da. Attığı her adımın, söylediği her sözün ve sustuğu her anın bir karşılığı vardır. Bazı insanlar bu sorumluluğun ağırlığından korkar, bazıları ise onu taşımayı göze alır. Çünkü insanın gerçek cesareti, sonuçları ne olursa olsun kendi seçimlerinin arkasında durabilmesidir.
Hayatı istediğiniz gibi yaşayabilmeniz ve özgür kalabilmeniz, hayatınızda mahkûm da hâkim de olabilen insanlarla yollarınızı kesiştirmemekle başlar. Çünkü bazı insanlar, çıkarlarına göre sizi yargılar, suçlu ilan eder ya da affeder. Kendi kurdukları mahkemelerde hem hâkim koltuğuna oturur hem de sizin adınıza karar vermeye kalkarlar. Oysa hiç kimse bir başkasının hayatının hâkimi değildir. İnsan, yalnızca kendi vicdanından ve kendi seçimlerinden sorumludur.
Hayat boyunca karşımıza birçok insan çıkar. Kimileri bize sevgiyle yaklaşır, kimileri anlayışla, kimileri ise ihtiyaçlarını sevgi kılığına sokarak gelir. İnsan, niyetinin aynasıdır. Söylediklerinden çok yaptıklarıyla görünür. Bu yüzden bir insanı tanımak için onun anlattığı hikâyelere değil, yaşattığı gerçeklere bakmak gerekir. Çünkü zaman, herkesin maskesini düşüren en sessiz hakemdir.
Bazı insanlar size büyük sözlerle gelir. Size değer verdiğini, sizi anladığını ve hayatınızda özel bir yere sahip olmak istediğini söyler. Fakat zaman geçtikçe sundukları şeyin sevgi değil, beklenti olduğunu fark edersiniz. Verdiklerini bir gün geri almak isteyenler, aslında hiç vermemiştir. Sevgi hesap tutmaz. Sevgi, karşılığını zorla istemez. Gerçek sevgi özgür bırakır; sahte sevgi ise borçlandırır.
Bir insanın kim olduğunu anlamak için uzun yıllar beklemeniz gerekmez. Çünkü insan, er ya da geç kendini ortaya koyar. Siz onu olduğu gibi görmek yerine, olmasını istediğiniz kişi olarak görürseniz, kendi yazdığınız hikâyenin içinde yaşamaya başlarsınız. Ancak hikâye ne kadar güzel yazılırsa yazılsın, sonunda kişinin karakteri kadar ilerler. Gerçekler, beklentilerden daha sabırlıdır ve mutlaka ortaya çıkar.
İstediği gibi davranıp ardından her şeyi kadere bağlayan insanlara dikkat edin. Çünkü kader, sorumluluktan kaçmak için kullanılacak bir sığınak değildir. Yanlış bir söz söyleyen dili kader yönetmez. Kırmayı seçen kalbi kader yönlendirmez. Gitmeyi seçen ayakları da kader sürüklemez. İnsan, çoğu zaman sonuçlarını bilerek seçim yapar ve sonrasında o seçimin yükünü taşımak istemediğinde kaderi öne sürer.
Eksik insan önce kendini hayal ettiği gibi tanıtımın altında gerçekliği anlatılmaya başlayınca eksilmemek için önce kaderin ilahiliğine sığınarak kendine inandırır sonrada karşısındaki güçlü ilahi gücün yaptıkları olarak tanıtır.
Oysa kader ne kalemi elinizden alır ne de silgiyi. Size yalnızca yollar sunar. Hangi yöne gideceğinize, kimi hayatınızda tutacağınıza ve hangi yükleri taşıyacağınıza siz karar verirsiniz. Bu yüzden yaşattıkları kırgınlıkların adını kader koyanlar, çoğu zaman kendi tercihlerinin sorumluluğunu gizlemeye çalışırlar. Çünkü insan için en zor şey, aynaya bakıp “Bunu ben yaptım.” diyebilmektir.
Kader kelimesini dilinden düşürmeyen insanların yanında değil, yaptıklarının sorumluluğunu alan insanların yanında olun. Çünkü dürüstlük, hatasız olmak değil; hatasının arkasına saklanmamaktır. Bahaneler insanı rahatlatabilir; fakat değiştirmez. Gerçek değişim, insanın kendi payını gördüğü yerde başlar.
İnsan istediğinde yapar. Sevmek istiyorsa sever, kalmak istiyorsa kalır, emek vermek istiyorsa verir. Bahaneler, çoğu zaman isteksizliğin süslenmiş hâlidir. Aklı ve kalbi aynı dili konuşmaya başladığında insan bunu çok net anlar. O an ne kaderi suçlar ne de yolu. Çünkü bilir ki yürüdüğü yolun izleri de vardığı yer de büyük ölçüde kendi seçimlerinin eseridir.
İnsanın yapamayacağı tek eylem yaratmaktır. İnsan inşa edebilir, yıkabilir, değiştirebilir, dönüştürebilir, sevebilir, vazgeçebilir ve seçim yapabilir. Ancak yoktan var edemez. Yaratan, insanı yalnızca bu konuda insandan ayırmıştır. Belki de bu yüzden insana verilen en büyük sorumluluk, yaratamadığı hayatın içinde yaptığı seçimlerin hesabını verebilmektir. Çünkü insanın büyüklüğü ortaya koyduklarında değil, tercih ettiklerinde saklıdır.
Belki kader vardır. Belki her insanın önüne çıkan bazı duraklar önceden belirlenmiştir. Fakat o duraklarda ne kadar kalacağımıza, kimi bekleyeceğimize ve hangi yöne devam edeceğimize karar veren yine biziz. Bu yüzden insanın hayatındaki en büyük yük kader değil, kendi seçimlerinin sorumluluğudur. İnsan, o sorumluluğu taşıyabildiği ölçüde özgürdür. Çünkü özgürlük, istediğini yapmak değil; yaptığının sorumluluğunu alabilmektir.
İnsan, aklı ve kalbi aynı dili konuştuğunda bunu anlar. O zaman kaderi suçlamayı bırakır, yolu seçer. Çünkü yol yürünür; kader ise ancak yürüyüşten sonra anlam kazanır.