AYDIN UZKAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. KENDİNE SAKLANAN İNSAN

KENDİNE SAKLANAN İNSAN

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Nice duygular vardır, göğsün içinde uzun kışlar boyunca kar altında kalmış tohumlar gibi sessizce beklerler. Ne tamamen ölürler ne de görünür olurlar. İnsan, bazen kendi kalbinin kıyısında nöbet tutan bir bekçiye dönüşür, kelimelerin kapısını açmaya cesaret edemez. Çünkü her duygu biraz açıklık, biraz da savunmasızlık demektir.

Kimi insanlar hislerini, gecenin en karanlık saatinde denize bırakılmış şişeler gibi derinlere gönderir. Yüzlerinde sakin bir gökyüzü taşırken içlerinde adı konulmamış fırtınalar dolaşır. Duygularını dışa vurmaktan temkinli olmak da işte böyle bir şeydir. Hem kendini korumaya çalışmak hem de kendi sessizliğinin içinde yavaş yavaş kaybolmak.

Bazı insanlar ise duygularını konuşmaz, onları, denizin kıyıya bıraktığı taşlar gibi ceplerinde taşırlar. Her taşın bir ağırlığı, her ağırlığın bir hikâyesi vardır. Fakat hikâyeler bazen dile gelmek yerine suskunluğun derin kuyularına bırakılır. Çünkü insan, en çok yaralandığı yerleri göstermekte tereddüt eder.

İçimizde görünmeyen bir iklim yaşar. Dışarıdan bakıldığında güneşli sanılan bir yüzün altında fırtınalar dolaşabilir. Duygularını dışa vurmaktan çekinen kişi, çoğu zaman kendisini koruduğunu düşünür. Kalbin etrafına örülen duvarlar ilk bakışta güvenli görünür fakat zamanla insan, duvarın dışındakilerden çok içerideki yalnızlığa mahkûm olur.

Psikolojinin sessiz koridorlarında dolaşan bir gerçek vardır: Bastırılan her duygu yok olmaz, yalnızca biçim değiştirir. Söylenmeyen kırgınlık bir yorgunluğa, paylaşılmayan korku bir huzursuzluğa, gizlenen özlem ise uzun süren bir boşluğa dönüşebilir. İnsan bazen ağlayamadığı için değil, ağlamayı unuttuğu için yorulur.

Bu yüzden bazı yüzler bana eski evleri hatırlatır. Pencereleri kapalıdır ama içeride bir ışığın yandığı hissedilir. O ışık, anlatılmamış cümlelerin, yarım kalmış vedaların ve bir türlü cesaret edilemeyen itirafların ışığıdır.

Oğuz Atay, “İnsanlar ne garip, neyi saklamak istiyorlarsa onu söylüyorlar.” der. Belki de duygularını gizleyen insanın en büyük paradoksu budur: Sakladığını sandığı şey, davranışlarının arasından sessizce görünmeye devam eder.

Cemal Süreya’nın “Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz.” sözü ise başka bir kapıyı aralar. İnsan, kimi zaman yalnızlığını bile korumak ister. Çünkü acıya alışmak, onu anlatmaktan daha kolay gelebilir.

Fakat duygular da su gibidir, önlerine set çekildiğinde başka bir yol bulurlar. Bazen bir şiirin kenarında, bazen gece yarısı tavana bakan gözlerde, bazen de hiç beklenmedik bir anda titreyen bir sesin içinde ortaya çıkarlar. Saklanan her şey sonsuza kadar saklı kalmaz.

Belki de mesele bütün kapıları açmak değildir. İnsan her duygusunu herkese anlatmak zorunda değildir. Temkin, bazen olgunluğun bir biçimidir. Ancak temkin ile suskunluk arasında ince bir çizgi vardır. O çizgi aşıldığında kişi, duygularını korumaz; onlardan uzaklaşmaya başlar.

Sonunda insan şunu fark eder: Kalbin yükünü hafifleten şey, her şeyi anlatmak değil, anlatabilecek bir yerin var olduğunu bilmektir. Çünkü bazı duygular konuşulmak için değil, anlaşılmak için bekler.

Ve bazen en büyük cesaret, yıllardır kapalı duran bir pencereyi yalnızca bir parmak aralığı kadar açabilmektir.

 

KENDİNE SAKLANAN İNSAN
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!