AYDIN UZKAN
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. SÖZLÜ ŞİDDETİN ANATOMİSİ

SÖZLÜ ŞİDDETİN ANATOMİSİ

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

İnsan, diliyle hem bir dünya inşa edebilen hem de o dünyayı tek bir kelimeyle yerle bir edebilen yegâne canlıdır.Kadın-erkek ilişkilerinde sözlü şiddet, fiziksel bir darbe içermediği için çoğu zaman meşruiyet zeminine oturtulmaya çalışılan, ancak muhatabının ruhunda onarılması güç tahribatlar bırakan psikolojik bir kıyımdır.

Sözlü şiddet, hayatı çekilmez kılan, kanıtlanamayan ya da ses çıkarılamayan hallede uygulayıcının iyiden iyiye cesaret bulduğu eylemdir . Öyle ki uygulayıcı yaptıklarını normal sanmaya başlar ve bir süre sonra, şiddet de otomatikleşir, kimse farkına varmaz olur. Zor toparlanılan sorunlar yaratır, zor iyileşen hastalıklar bırakır.

Ses tonunun bir silah, kelimelerin ise birer mermi gibi kullanıldığı sözlü şiddet , anlık bir öfke patlamasından ziyade, sistemli bir değersizleştirme mekanizması olarak karşımıza çıkar. Fiziksel şiddetin izi tene kazınırken, sözlü şiddetin izi doğrudan benliğe ve özsaygıya ekilir, Bu yönüyle sözlü şiddet, görünmez bir elin ruhu yavaş yavaş boğmasıdır.

Sözlü şiddeti bir odanın duvarlarına sinen ve solunumu yavaş yavaş imkansız kılan zehirli bir gaza benzetebiliriz. İlk anda gözle görülmez, kokusu hemen alınmaz ancak sinsi bir şekilde akciğerleri kavurur. Hakaretler ve alaycı gülüşler, ruhun ince porselen yüzeyinde açılan mikro çatlaklar gibidir; dışarıdan bakıldığında vazo hala tek parça görünür, fakat en ufak bir sarsıntıda tuzla buz olmaya hazırdır. Partnerin üslubundaki o buz gibi soğukluk, kurbanın içindeki yaşama sevincini donduran, onu kendi evinde bir mülteciye dönüştüren imgesel bir kış iklimidir.

Sözlü şiddet, bir güç ve kontrol kurma arayışının tezahürüdür. Birey, kendi içsel yetersizliklerini, kaygılarını ve narsistik kırılganlıklarını partnerine yansıtarak onu manipüle etmeye çalışır. Hakaret, aşağılama, sürekli eleştiri ve küçümseme, kurbanın kendi gerçekliğini sorgulamasına yol açan derin bir izolasyon süreci başlatır.

Psikiyatrist Dr. Agah Aydın, bu tür ilişkisel yıkımların temelindeki aktarım mekanizmasını şu sözlerle özetler : “İnsan, ötekini kendi eksikliğini kapatacak bir nesne olarak gördüğünde şiddet kaçınılmaz olur. Sözlü şiddet, karşısındakini bir özne olarak kabul edemeyen, onu kendi fantezi dünyasının kölesi yapmaya çalışan çiğ bir arzunun çığlığıdır.”

Sosyolojik açıdan sözlü şiddet, toplumsal cinsiyet rollerinin ve ataerkil güç dinamiklerinin mikro düzeyde, yani mahrem alanda yeniden üretilmesidir. Toplumun erkeğe atfettiği “sertlik, otorite ve kontrol” rolleri ile kadına dayatılan “uyum, sabır ve sessizlik” beklentisi, ilişkilerdeki iletişim dilini doğrudan zehirler.

Erkeklik inşası çoğu zaman öfkenin ve baskın dilin bir hak olarak görülmesiyle beslenirken, kadının sesini yükseltmesi “histeri” veya “saygısızlık” olarak etiketlenir. Dolayısıyla çiftler arasındaki o sert üslup, aslında toplumsal makro yapının yatak odalarına ve mutfak masalarına sızmış olan yankısından başka bir şey değildir.

Bu sosyolojik ve psikolojik baskı sarmalında, bireyin kendi sınırlarını koruyamaması ve maruz kaldığı dili içselleştirmesi süreci daha da hızlanır. İlişkilerde sınır ihlallerinin sözcüklerle başladığını belirten uzman psikolog ve yazar Gökhan Çınar, sözlü şiddetin bireyin ruhsal bütünlüğüne saldırısını şu çarpıcı tespitiyle aktarır:

“Bir ilişkide maruz kaldığınız yıkıcı eleştiriler ve aşağılamalar zamanla sinsi bir misafir gibi zihninize yerleşir. Bir süre sonra partnerinizin size söylediği o ağır sözleri, kendi kendinize fısıldarken bulursunuz. Sözlü şiddetin en büyük tehlikesi, kurbanın kendi kendisinin celladına dönüşmesidir.”

İletişimsizliğin ve sessizliğin de bir diğer sözlü şiddet biçimi olduğunu unutmamak gerekir. Zira bazen en ağır söz, hiç söylenmeyen sözdür. Partneri yok saymak, sorularını yanıtsız bırakmak ve onu duygusal bir boşluğa mahkum etmek, sözcüklerin yokluğuyla yapılan bir infazdır. İlişki analizleriyle tanınan uzman klinik psikolog Ziya Ünlütürk, bu sessiz ve dolaylı şiddet sarmalını şu şekilde nitelendirir:

“Sözlü şiddet sadece bağırmak veya hakaret etmek değildir; partneri cezalandırmak için kullanılan uzun sessizlikler, imalar ve manipülatif küsmeler de aynı derecede yıkıcıdır. Bu, ‘Sen benim için yoksun’ demenin en vahşi yoludur ve karşı tarafta derin bir değersizlik travması yaratır.”

İlişkilerde üslubun bozulması, bir günde gerçekleşen bir felaket değildir; tıpkı bir kayanın damlayan sularla zamanla aşınması gibi, küçük tavizlerle başlar. “Aramızda yabancı mı var?”, “Canım ne olacak bir kere ağzımdan kaçtı” diyerek normalleştirilen her kaba cümle, bir sonraki daha büyük şiddetin kapısını aralar. Toplumsal olarak bu durumun “evlilik hali”, “aşkın tuzu biberi” ya da “tutku” olarak romantize edilmesi ise şiddetin anatomisini gizleyen en büyük örtüdür. Oysa gerçek tutku, ötekinin varlığına duyulan derin saygıdan beslenir; onu yıkma arzusundan değil.

Sözlü şiddetin anatomisini doğru okumak, bir ilişkinin kurtarılmasından ziyade bir insanın benlik bütünlüğünün kurtarılması için elzemdir. Kelimelerin açtığı yaralar her ne kadar röntgen filmlerinde görünmese de, kurbanın beden dilinde, çöken omuzlarında, kısılan sesinde ve hayata karşı kaybettiği güveninde somutlaşır. Bu görünmez yaraları iyileştirmenin ilk adımı, maruz kalınan dilin bir “iletişim kazası” değil, sistematik bir hak ihlali olduğunu kabul etmektir. Çünkü insan, maruz kaldığı dil kadar büyür veya o dilin karanlığında solar.

Kadın-erkek ilişkilerinde sağlıklı bir varoluş ancak ve ancak üslubun estetiği ve sözün şifasıyla mümkündür. Kelimeleri birer tahakküm aracı olarak kullanmaktan vazgeçip, onları anlamanın, şefkatin ve ortak bir yaşam inşasının tuğlaları haline getirmek gerekir.

Dil, insanın aynasıdır. Karşımızdakine yönelttiğimiz her sözcük aslında kendi iç dünyamızın derinliklerinden kopup gelir. İlişkileri çürüyen birer savaş alanından, yeşeren birer vahaya dönüştürmenin yolu, üslubumuzu sevginin o yapıcı, kapsayıcı ve onarıcı diliyle yeniden vaftiz etmekten geçmektedir.

 

SÖZLÜ ŞİDDETİN ANATOMİSİ
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!