Yirmi beş yıl…Dile kolay.
Bir siyasi hareketin, bir yönetim anlayışının veya bir iktidar döneminin çeyrek asra yaklaşan serüveni, elbette geride büyük bir hikâye bırakır.
Bugünlerde birileri 25. yılını kutluyor.Kürsüler kuruluyor, geçmişten bugüne yapılan yollar, köprüler, tüneller, hastaneler, havaalanları, şehir hastaneleri, dev projeler tek tek anlatılıyor.
“Uçuyoruz” deniliyor.Ekranlarda görüntüler geçiyor.Köprüler…Otoyollar…Tüneller…Dev binalar…Yeni projeler…
Ve bütün bunları izleyen vatandaş ise televizyonun karşısında sessizce bakıyor. Çünkü vatandaşın hayatındaki hesap, ekrandaki projelerden biraz farklı.
Vatandaş markete girdiğinde “Kaç kilometre yol yaptınız?” diye sormuyor. “Bu ay mutfak masrafımı nasıl karşılayacağım?” diye düşünüyor. Emekli maaşını eline aldığında köprünün uzunluğunu hesaplamıyor.“Elektrik, su, kira, pazar ve mutfak masrafından sonra cebimde ne kalacak?” diye bakıyor.
Asgari ücretli, dev projelerin fotoğraflarına değil, ayın son haftasına bakıyor.
Anne-baba, çocuğunun eğitim masraflarını düşünürken havaalanlarının pistlerini değil, çocuğunun geleceğini hesaplıyor.
İşte siyasetin asıl sınavı burada başlıyor.Elbette yol yapılacak.
Elbette köprü yapılacak.
Elbette şehirler gelişecek.
Elbette devlet büyük yatırımlar gerçekleştirecek.Bunların hiçbirine itirazımız yok.Fakat vatandaşın sorduğu başka bir soru var:
“Bütün bunlar yapılırken benim hayatım neden kolaylaşmıyor?” Asıl mesele budur. Bir ülkenin büyüklüğü yalnızca yaptığı köprülerle ölçülmez. O köprüden geçen vatandaşın cebinde para var mı?
Yaptığınız hastaneye giden vatandaş sağlık hizmetine kolay ulaşabiliyor mu?
Yaptığınız yolda çalışan vatandaşın aldığı maaş, ay sonunu getirmesine yetiyor mu?
Üniversiteyi bitiren genç, diplomasını aldıktan sonra iş bulabiliyor mu?
Emekli, yıllarca verdiği emeğin karşılığında insanca yaşayabiliyor mu?
Çiftçi ürettiğinden para kazanabiliyor mu?
Esnaf dükkânını kapatmadan ayakta kalabiliyor mu?İşte vatandaşın baktığı yer burasıdır.
Siyasetçiler bazen kendi başarılarını anlatırken rakamların büyüklüğüne bakıyor.Vatandaş ise kendi cüzdanının küçüklüğüne bakıyor.
Aradaki fark büyüdükçe, anlatılan başarı ile yaşanan hayat arasındaki mesafe de büyüyor.
“Uçuyoruz” deniliyor.Peki vatandaş neden hâlâ yerde?Neden milyonlarca insan ay sonunu hesaplıyor?Neden gençler gelecek konusunda endişeli?Neden emekli pazara çıkarken iki kere düşünüyor?Neden vatandaş temel ihtiyaçlarını alırken fiyat etiketine bakmadan alışveriş yapamıyor?
Bunları sormak düşmanlık değildir.Eleştirmek nankörlük değildir.Eksik olanı söylemek memleket düşmanlığı hiç değildir.
Tam tersine, ülkesini seven insan daha iyisini istemek zorundadır.
25 yılın sonunda artık yalnızca “Ne yaptık?” sorusunun değil, “Vatandaş ne kazandı?” sorusunun da cevaplanması gerekir.
Çünkü devletin yaptığı yatırım vatandaşın hayatına yansımıyorsa, o yatırımın sosyal karşılığını da konuşmak gerekir.
Bir köprüden milyonlarca araç geçebilir.Ama o köprüden geçen vatandaşın evinde akşam tenceresi kaynamıyorsa, mesele yalnızca mühendislik başarısı değildir.
Bir otoyol dünyanın en modern yollarından biri olabilir.Ama o yolda ilerleyen vatandaş kredi borcunu, kira borcunu, mutfak masrafını düşünüyorsa, ülkenin ekonomik tablosunu da konuşmak gerekir.
Vatandaş artık sadece büyük projeleri değil, büyük hayat pahalılığını da görüyor.
Ve belki de en dikkat çekici olan şu:Vatandaş artık alkışlamaktan çok düşünüyor.Dinliyor.İzliyor.Karşılaştırıyor.
Kendi hayatına bakıyor. Çocuğunun hayatına bakıyor. Komşusunun durumuna bakıyor. Markete gidiyor.Pazara gidiyor.Faturasını ödüyor.Sonra tekrar ekrana dönüyor.
Ekranda “uçuyoruz” deniliyor.Vatandaş ise kendi kendine soruyor:“Nereye uçuyoruz, ben neden hâlâ yerimde sayıyorum?”İşte siyasetin cevaplaması gereken soru budur.
25 yıl kutlanabilir.Geçmiş başarılar anlatılabilir.Yapılan hizmetler sıralanabilir.
Ama 25 yılın en büyük kutlaması, vatandaşın cebindeki huzur, evindeki bereket ve geleceğe duyduğu güven olmalıdır.
Çünkü siyasetin gerçek anketi meydanlarda değil, mutfaklarda yapılır.Gerçek başarı kürsülerdeki alkışla değil, vatandaşın hayatındaki karşılığıyla ölçülür.
Ve bugün vatandaş yalnızca bakıyor.Yolları görüyor.Köprüleri görüyor.Tünelleri görüyor. Projeleri görüyor.Ama bir de kendi hayatına bakıyor.
İşte o bakışın içinde cevabı henüz verilmemiş çok büyük bir soru var:
“Bunca yılda yapılanların karşılığını neden hâlâ hayatımda yeterince hissedemiyorum?”
Siyaset, bu soruya samimiyetle cevap verebildiği gün gerçekten vatandaşla aynı yolda yürümeye başlayacaktır.
Sağlıcakla kalın.