Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

YA YARIN YOKSA?

featured

  İnsan, hayatı hep yarınlara bölerek yaşıyor.Bugün yoruluyor, “Yarın dinlenirim” diyor.Bugün kırılıyor, “Yarın konuşuruz” diyor.Bugün seviyor ama söylemiyor, “Yarın söylerim” diyor.

   Bugün bir dostunu aramak istiyor, “Yarın ararım” diyor.

Bugün annesini, babasını, eşini, çocuğunu ihmal ediyor, “Yarın telafi ederim” diye düşünüyor.

Bugün ibadetini erteliyor, “Yarın başlarım” diyor.

Bugün iyilik yapma fırsatı çıkıyor karşısına, “Daha sonra yaparım” diyor.

  Peki ya… Yarın yoksa?

İşte insanın kendisine sormaktan kaçtığı soru tam da budur.Çünkü biz yarını sanki cebimizde taşıdığımız kesin bir tarih gibi görüyoruz.Oysa yarın, bize verilmiş bir söz değildir.

   Kimse bize “Sabah mutlaka uyanacaksın” diye garanti vermedi.Kimse “Sevdiklerin hep yanında olacak” demedi.

Kimse “Yarım bıraktığın her işi tamamlama fırsatın olacak” demedi.

  Hayatın bize verdiği tek kesinlik, aslında kesin bir belirsizliktir:Ne kadar yaşayacağımızı bilmiyoruz.

  Bir sabah alarm çalar.Ama o alarmı kapatacak kişi olmayabilir.Bir telefon çalar. Ama karşıdaki insan artık telefonu açamayabilir.Bir kapı çalınır.Ama içeriden ses gelmeyebilir.Bir sandalye boş kalır.Ve o boş sandalye, bazen koca bir hayatın sessizliğine dönüşür.

   İşte insan o zaman anlar. Meğer bazı şeyler ertelenmemeliymiş.Meğer “Sonra konuşuruz” dediğimiz konuşmanın son konuşma olabileceği hiç aklımıza gelmemiş.“Bir ara görüşürüz” dediğimiz insanı bir daha göremeyebilirmişiz.

“Bir gün gideriz” dediğimiz yer, hiç gidilemeyecek bir yer olabilirmiş.Hayatın en acı tarafı da budur.İnsan çoğu zaman kaybetmeden önce sahip olduklarının kıymetini bilmiyor.

  Bir anne hayattayken bazen onun telefonuna dönmeye üşeniyoruz.“Sonra ararım anne.”

  Bir baba bir şey anlatırken gözümüz telefonda oluyor. “Tamam baba, sonra konuşuruz.”

  Bir eş bizimle konuşmak isterken başımız başka yerde oluyor.“Şimdi işim var.”

  Bir çocuk yanımıza gelip oyun oynamak istediğinde: “Biraz sonra.”

   O “biraz sonra”ların kaç tanesi gerçekten geldi?Kaç kez çocuklarımız büyüdü ve biz onların büyüdüğünü fark edemedik?Kaç kez anne-babalarımız yaşlandı ve biz onların yaşlandığını kabullenmek istemedik?

Kaç kez dostlarımız uzaklaştı?Kaç kez bir insanın kıymetini, artık hayatımızda olmadığı zaman anladık?

   İnsan bazen en büyük pişmanlıklarını, yapmadıklarından yaşar.

Söylemediği bir söz…

Etmediği bir özür…

Yapmadığı bir ziyaret…

Tutmadığı bir el…

Almadığı bir gönül…

Ve sonra yıllar boyunca aynı cümleyi tekrarlar:“Keşke…” Fakat hayatın en acı kelimesidir “keşke”.Çünkü geçmişe gidip düzeltemezsin.

  Bugün insanların birbirine üstünlük kurmak için kullandığı şeylere bakıyorum.

Makam…

Para…

Mevki…

Şöhret…

Güç…

Unvan…

Sanki bunların hiçbiri sona ermeyecekmiş gibi bir hayat mücadelesi veriliyor.

İnsan bir koltuğa oturuyor.O koltuğu kendisinin zannediyor.Oysa koltuk, insana ait değil.Bugün oturduğun koltukta yarın başka biri oturabilir.Bugün insanların sana gösterdiği saygı, yarın başka birine gösterilebilir.

Bugün elinde bulunan imkanlar, yarın elinden çıkabilir.

Para azalabilir.

Makam değişebilir.

İnsanların ilgisi bitebilir.

Şöhret unutulabilir.

Ama geride bıraktığın insanlık kalır.İnsan öldüğünde ardından ne denileceğidir.

“Çok parası vardı” mı?

“Çok makamı vardı” mı?

“Çok tanınıyordu” mu?

Yoksa:

“İyi insandı.”

“Kimseyi kırmamaya çalışırdı.”

“Bir derdim olduğunda yanımda olurdu.”

“Elinden geldiğince iyilik yapardı.”

İşte insanın gerçek mirası budur.

  İnsan özür dilemeyi zayıflık zannediyor.Oysa gerektiğinde “Ben hata yaptım” diyebilmek büyük bir erdemdir.Bir insanı kırdıysan…

Git.

Konuş.

Özür dile.

“Ben haklıydım” demek yerine bazen “Seni kırdığım için üzgünüm” diyebil.

   Çünkü haklı olmak her zaman huzur getirmez. Bazen haklılığın bedeli bir insanı kaybetmektir.Ve insanın hayatında öyle insanlar vardır ki onları kaybettiğinde haklılığının hiçbir anlamı kalmaz.

  Bir gün mezar başında durup:“Keşke konuşsaydık…”demek yerine bugün konuşmak daha kolaydır.

Bir gün fotoğrafına bakıp:“Keşke onu daha çok arasaydım…”demek yerine bugün telefon etmek mümkündür.

Bir gün mezar taşına dokunup:“Keşke sarılsaydım…”demek yerine bugün sarılabileceğin insanlara sarıl.Çünkü bugün mümkün olan, yarın imkânsız olabilir.

  İnsan dünyalık işlerde geleceği planlıyor.Ev alıyor. Araba alıyor.Çocuklarının geleceğini düşünüyor. Emekliliğini hesaplıyor. Yatırım yapıyor.

   Ama ruhunu çoğu zaman ihmal ediyor.Kalbini yoruyor,vicdanını susturuyor.

Maneviyatını erteliyor.

“Bir gün düzelirim.”

“Bir gün ibadetlerime daha çok dikkat ederim.”

“Bir gün tövbe ederim.”

“Bir gün Allah’a daha yakın olurum.”

Peki ya o “bir gün” gelmezse?

İnsanın kendisini toparlaması için en doğru zaman belki de bugün.

   Çünkü ölümün takvimi yoktur.İnsan yaşlanacağını biliyor ama ne zaman yaşlanacağını bilmiyor.

Öleceğini biliyor ama ne zaman öleceğini bilmiyor.O halde neden kendimizi hep yarına erteliyoruz?

  Hayatın bir başka gerçeği de kul hakkıdır.Bir insanın hakkına girmek kolaydır.

Bir iftira,haksızlık,dedikodu, yalan…Bir insanın emeğini küçümsemek,hakkını vermemek,itibarını zedelemek…

Bunların hepsi bir gün karşımıza çıkabilir.İnsan dünyada unutabilir. Karşısındaki insan affedebilir.Hatta herkes yaşananları unutabilir.

  Ama vicdanın unutmadığı şeyler vardır.Bu nedenle gücümüz yetiyorsa hakkı gözetelim.İnsanları ezmeyelim.

Elimizdeki imkanları başkasını küçültmek için kullanmayalım.

Çünkü hayat, insana bazen yaptıklarının karşılığını hiç beklemediği bir anda hatırlatır.

  Bugün sahip olduğumuz ev,kullandığımız araba, giydiğimiz kıyafet, hesabımızdaki para,taşıdığımız unvan,çevremizde bulunan insanlar bir gün geride kalacak.

  İnsan dünyaya geldiğinde eli boş geliyor.Giderken de eli boş gidiyor.Arada kalan zaman ise bizim hikâyemiz.

İşte o hikâyeyi nasıl yazdığımız önemli.İnsanların kalbini kırarak mı,gönül yaparak mı?Kibirle mi,tevazuyla mı?

Haksızlıkla mı,adaletle mi?

Kinle mi,affederek mi?

Sadece kendimizi düşünerek mi,başkasının derdine de ortak olarak mı?

  Uzun yaşamak elbette güzel.Ama önemli olan sadece kaç yıl yaşadığımız değil,o yıllara ne sığdırdığımızdır.

  Bir insan yüz yıl yaşayabilir ama kimsenin gönlüne dokunmadan geçip gidebilir. Başka biri kısa bir ömür yaşar ama ardından yıllarca hayırla anılır.

  Demek ki mesele yalnızca yaşamak değildir,iz bırakmaktır.Bir çocuğun başını okşamak, bir yaşlının elini tutmak,bir ihtiyaç sahibinin derdine ortak olmak…

  Bir arkadaşın zor gününde yanında olmak,bir insanın umudunu yeniden yeşertmek…

Bunlar bazen milyonlardan daha değerlidir.

   Bazen insanın kendisine bu soruyu sorması gerekir:

Bugün kimi mutlu ettim?

Bugün kimin gönlünü aldım?

Bugün kime yardım ettim?

Bugün kimi aradım?

Bugün kimi affettim?

Bugün hangi kötülükten uzak durdum?

Bugün Allah’a ne kadar yaklaştım?

Bugün arkamdan güzel konuşulmasını sağlayacak ne yaptım?

Ve en önemlisi:Bugün gerçekten yaşadım mı?

Yoksa sadece zaman mı geçirdim?Çünkü yaşamakla nefes almak aynı şey değildir.İnsan bazen yıllarca nefes alır ama hayatın anlamını hiç düşünmez.

Ya,Yarın yoksa…

Bugün söylemediğin söz havada kalacak.Bugün yapmadığın iyilik yapılmamış olacak.Bugün kırdığın gönül kırık kalacak.Bugün ertelediğin özür söylenmemiş olacak.Bugün sarılmadığın insan belki de bir daha karşına çıkmayacak.Bugün yapmadığın dua, yarına kalmayabilir.

O halde bekleme.

Seviyorsan söyle.

Özlediysen ara.

Kırdıysan özür dile.

Küs olduğun biri varsa barışmayı düşün.

Birinin hakkı varsa öde.

Birine iyilik yapabileceksen yap.

  Anne-baban hayattaysa kıymetini bil.Eşin yanındaysa değerini bil.Çocukların yanındaysa onlarla vakit geçir.Dostların varsa onları unutma.

Çünkü insanın hayatındaki en büyük zenginlik, sahip olduğu insanlar değil;onlarla kurduğu güzel bağlardır.

  Belki yarın güneş doğacak,alarmımız çalacak,kahvemizi içeceğiz, yine işe gideceğiz,yine telefonumuz çalacak.

Belki yine sevdiğimiz insanları göreceğiz.

İnşallah…

  Ama hayatın bize sunduğu bu “belki”yi hiçbir zaman “kesin” zannetmeyelim. Çünkü hayat bize ait bir mülk değil.

Bize verilmiş bir emanettir.Ve emanetin ne zaman geri alınacağını yalnızca Allah bilir.

Öyleyse bugün elimizdeyken hayatın kıymetini bilelim.Bugün elimizdeyken sevginin, ailemizin kıymetini bilelim.Bugün elimizdeyken dostluğun,sağlığın, nefesin, huzurun kıymetini bilelim.

Ve en önemlisi…

Maneviyatımızı yarına bırakmayalım.Çünkü belki yarın gerçekten vardır.

  Ama belki de yoktur.

  İşte bu yüzden insan, hayatını yarına göre değil;bugünün hesabını verebilecekmiş gibi yaşamalıdır.Çünkü yarın yoksa geriye sadece bugün kalır.

  Ve bugün de elimizden kayıp gidiyorsa geride ne bıraktığımıza bakmanın zamanı gelmiştir.

Ya yarın yoksa?

O zaman bugün;bir gönül kazanalım.

Bir iyilik yapalım.

Bir dua edelim.

Bir özür dileyelim.

Bir insanı affedelim.

Bir sevdiğimize sarılalım.

Ve Rabbimize dönüp diyelim:

“Allah’ım, bana verdiğin bugünün hakkını verebilmeyi nasip et.”

Çünkü hayatın en büyük gerçeği şudur:

Yarın bize ait değil.

Ama bugün hâlâ bizim.

Öyleyse bugünümüzü boşa harcamayalım.

Sağlıcakla kalın.

YA YARIN YOKSA?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!