Aynı Sınıf, Aynı Sınav, Farklı Başlangıç Çizgisi: Eğitimde Fırsat Eşitliği Gerçekten Var mı? EBİTED Bu Soruya Ücretsiz Bir Cevap Arıyor

Ilgın Öztürk
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Bir sınıf düşünün. Otuz küsur çocuk, aynı sıralarda, aynı öğretmenin karşısında oturuyor. Zil çalıyor, kâğıtlar dağıtılıyor, herkesin eline aynı sorular geçiyor. Dışarıdan bakan biri için burada eşitsiz bir şey yok. Aynı sınıf, aynı süre, aynı sınav.

Ama o sıralardan birinde oturan çocuk, sınavdan bir gece önce kalabalık bir evin tek odasında, televizyonun sesi altında tekrar yapmaya çalışmış olabilir. Yanındaki arkadaşının kendi odası, bilgisayarı ve her hafta gittiği bir dershanesi vardır belki. Üçüncüsü, derslerini anlatacak kimsesi olmadığı için konuyu yarım bırakmıştır. Kâğıt aynı kâğıt, ama üç çocuk o kâğıda aynı yerden gelmemiştir.

Eğitimde fırsat eşitliği dediğimizde çoğu zaman aklımıza okula girebilmek gelir. Anayasa’mız bu konuda açık: Kimse eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz. Maddi imkânı olmayan başarılı öğrencilere burslarla ve başka yollarla destek olmak da devletin görevleri arasında sayılır. Yani okulun herkese açık olması gerektiği konusunda kimsenin bir şüphesi yok. Benim asıl dikkatimi çeken kısım ise okula girdikten sonra başlıyor.

Okul aynı, hayat aynı değil

Bir çocuğun derse ne kadar hazır geldiğini yalnızca zekâsı belirlemiyor. Evde sessiz bir çalışma köşesinin olup olmaması, ailenin ders konusunda ona yardım edebilmesi, internete rahat erişebilmesi, kaynak kitap alınabilmesi, sınav öncesi ek çalışma yapabilmesi hepsi sonucu etkiliyor. Bunların hiçbiri çocuğun kendi tercihi değil. Hiçbir çocuk “ben bu ailede, bu mahallede doğayım” diye seçim yapmadı.

Sınav sistemimizin en zor yanı da burada. Sınav herkese aynı soruları soruyor ve bu adil görünüyor. Fakat o sorulara hazırlanma biçimi çok farklı. Bir öğrenci için dershane ve özel ders doğal bir destekken, bir başkası için hayal bile olamıyor. Sonuç açıklandığında ikisi de aynı listede yan yana duruyor ve aradaki farkın sebebi çoğu zaman sadece çalışkanlık gibi anlatılıyor. Oysa yarışın başlangıç çizgisi aynı değildi.

Şartlar ne olursa olsun çok çalışıp başaran çocuklar var ve onlara hayranlık duyuyorum. Ama bir başarı hikâyesinin arkasında “zor şartlara rağmen” cümlesi varsa, o zor şartları kaldırmak da hepimizin işi olmalı. Çocuklardan kahramanlık beklemek yerine herkese adil bir başlangıç sunmak çok daha makul bir hedef.

Bir çocuğun yanında duran meslek: sosyal hizmet

Eğitim ve sosyal hizmet ilk bakışta ayrı alanlar gibi görünebilir. Oysa sosyal hizmet mesleğinin temelinde bir kişiyi yalnızca karşısındaki sorunla değil, içinde yaşadığı çevreyle birlikte anlamak var. Bir çocuğun derslerinde düşüş olduğunda “çalışmıyor” demekle yetinmiyoruz, nedenine bakıyoruz. Evde neler oluyor, aile hangi imkânlara sahip, çocuğun önünde hangi engeller var, ulaşabileceği hangi destekler var?

Sosyal hizmet uzmanı bu noktada çocuk ve ailesi ile kaynaklar arasında bir köprü kuruyor. Bir ailenin hakkı olduğu hâlde haberdar olmadığı bir destek varsa onu doğru yere yönlendiriyor. Eğitimden kopma riski taşıyan bir çocuğu fark ediyor, okul, aile ve ilgili kurumlar arasında iletişimi sağlıyor. Çocuğun güçlü yanlarını görüyor ve ona kendi imkânlarıyla yola devam etmesi için alan açıyor. Mesleğin güçlendirme yaklaşımı dediğimiz şey de tam olarak bu: çocuğun yerine bir şey yapmak değil, ona yol alabileceği bir zemin hazırlamak.

Yine de bir sosyal hizmet uzmanının tek başına yapabileceği şeyin sınırı var. Kimi zaman çocuğun ihtiyacı bir kurum yönlendirmesi değil, doğrudan ders desteği, kaynak ya da çalışma planı oluyor. İşte orada sivil toplumun, derneklerin, gönüllülerin ve teknolojinin devreye girmesi çok değerli. Fırsat eşitliği tek bir kurumun işi olarak kalınca yetmiyor, birçok elin birleşmesini gerektiriyor.

EBİTED: Teknolojiyi herkesin eğitimine açmak

Bu yazıda anlatmak istediğim yapı EBİTED, yani Eğitimde Bilgi Teknolojileri Derneği. Derneğin sosyal medya hesaplarıyla ilgileniyorum, aynı zamanda eğitim koordinasyonunda görev alıyorum. Henüz yeni bir yapıyız. Dernek Kemal Akyürek tarafından kuruldu ve kuruluş amacı çok sade: herkesin eğitimden yararlanabilmesi.

Bu bölümün başlığındaki “teknolojiyi herkesin eğitimine açmak” sözünü şöyle düşünüyorum. Bugün bir öğrencinin elinde internet, güvenilir bir kaynak ve ona yol gösteren bir içerik varsa, sınava hazırlanırken ciddi bir avantaj yakalıyor. Ama bu imkânlar herkesin elinde değil. Kimi öğrencinin evinde bilgisayar yok, kimi ailenin dijital eğitim platformlarına ya da kurslara ödeyecek parası yok. EBİTED bu imkânları ücret istemeden herkesin ulaşabileceği hâle getirmeye çalışıyor.

Çalışmanın en bilinen yüzü Dersgen. Dersgen, sınavlara hazırlanan öğrenciler için yapay zekâ desteğiyle hazırlanan içeriklerin yer aldığı, tamamen internet üzerinden çalışan bir dershane gibi. Telefonu ya da bilgisayarı olan herkes ulaşabiliyor. Dersgen’in sosyal medya hesabında YKS ve KPSS’ye hazırlananlar için içerikler paylaşıyoruz. Amaç, sınava nereden başlayacağını bilemeyen birine düzenli ve anlaşılır bir kaynak sunmak.

Dersgen tamamen ücretsiz. Derneğin yaptığı bütün çalışmalar da öyle. Kayıt olmak gerekiyor, bunun dışında kimseden bir ücret istenmiyor, gizli bir bedel de yok. Bunu özellikle yazıyorum, çünkü eşitsizliğin en somut yüzü çoğu zaman bir ücret etiketi. Dershaneye gidemediği için kendini geride hisseden bir öğrenciye “para ödemeden de çalışabilirsin” diyebilmek bence çok kıymetli.

Bir derneğin her çocuğa tek başına ulaşması mümkün değil, bunun farkındayız. Dersgen herkesin sorununu çözmüyor, ama evinde destek alabileceği kimse olmayan bir öğrencinin önüne para istemeden bir ders içeriği koyuyor ve başlangıç çizgisini birkaç adım ileri taşıyor. Bu yüzden öğretmenlerle, sosyal hizmet uzmanlarıyla, gönüllülerle ve çalışan ailelerin çocuklarına ulaşabilecek yapılarla, örneğin sendikalarla birlikte hareket etmek istiyoruz.

Eşit fırsat nasıl görünür?

Bence eşit fırsat bir slogandan çok, çocuğun günlük hayatında karşılığı olan bir şey. Ders çalışmak isteyen çocuğun ulaşabileceği bir kaynağın olması. Sınav kaygısı yaşayan bir gencin yalnız olmadığını bilmesi. Ailesi yardım edemese de önünü gösteren bir rehberin, bir öğretmenin, bir içeriğin bulunması. Ve bütün bunlara ulaşırken cüzdanın değil merakın ve emeğin belirleyici olması.

Eğitim alanında çalışanlar, sosyal hizmet uzmanları, öğretmenler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar, belediyeler ve gönüllüler aynı hedefe baktığında ortaya çıkan etki, tek tek yapılan işlerin toplamından fazla oluyor. Bir sosyal hizmet uzmanı çocuğun ihtiyacını fark ediyor, bir dernek ona ücretsiz ders içeriği sunuyor, bir öğretmen onu cesaretlendiriyor, bir belediye ona çalışma alanı açıyor. Hiçbiri tek başına yeterli değil, ama birlikte bir çocuğun yönünü değiştirebiliyor.

Soru hâlâ ortada

Başlıktaki soruya dönelim: Eğitimde fırsat eşitliği gerçekten var mı? Kâğıt üzerinde var, hukuken var. Ama her çocuğun evinde, mahallesinde, ailesinde karşılığını bulduğunu söylemek henüz mümkün değil. Bunu kabul etmek karamsarlık değil, çözüme yürümenin ilk adımı.

Aynı sınıfta oturan her çocuğun aynı sorularla karşılaşması adil bir görüntü veriyor. Gerçek adalet ise o soruya aynı hazırlıkla gelebilmekten geçiyor. Bunun için büyük sözlere ya da büyük bütçelere her zaman gerek yok. Bazen bir çocuğun önüne para istemeden açılan bir ders içeriği, bazen onu fark eden bir uzman, bazen de “senin de şansın var” diyen bir yetişkin yeterli oluyor.

Her çocuk aynı fırsatları hak ediyor. Bunu sadece söylemek yerine, elimizin değdiği yerde gerçeğe dönüştürmek de hepimizin işi.

Ilgın Öztürk

Aynı Sınıf, Aynı Sınav, Farklı Başlangıç Çizgisi: Eğitimde Fırsat Eşitliği Gerçekten Var mı? EBİTED Bu Soruya Ücretsiz Bir Cevap Arıyor
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!