Gösterişçi Meşguliyet

Zeynep Göğüsgeren
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala
featured

Kafamızı kaşıyamayacak kadar meşgul olmak, gerçekten bir statü göstergesi midir?

Hayatımın her döneminde sosyal medyadan uzak duran biri oldum. Ancak son zamanlarda bu uzaklık, yalnızca bir tercih olmaktan çıkıp bir tahammülsüzlüğe dönüşmeye başladı. Başlangıçta bunu tahammül seviyemin azalmasına bağladım. Ta ki bugün gösterişçi meşguliyet (conspicuous busyness) kavramını duyana kadar. Kavramı duyar duymaz, hissettiğim rahatsızlığın nedenini anladığımı düşündüm. Üstelik bu durum yalnızca sosyal medyayla sınırlı değil; günlük hayatımızdaki insan ilişkilerini de şekillendiriyor.

Toplum, yoğun çalışan insanlara çoğu zaman saygı duyar. Peki, dinlenmeye zaman ayırmak yerine yalnızca takvimini dolduran, kendini sürekli meşgul hissetmek ve bu meşguliyeti başkalarına kanıtlamak isteyen insanlara nasıl bakmalıyız?

Belki de önce yoğunluğun niteliğiyle niceliğini birbirinden ayırmalıyız. Quality (nitelik) ve quantity (nicelik) ayrımını göz önünde bulundurduğumuzda, bir insanın ne kadar çok işle uğraştığından ziyade, yaptığı işlerin ne anlam taşıdığına bakmamız gerekmez mi?

Örneğin, özenle seçilmiş kalemlerle süslenmiş bir deftere, kusursuz görünen bir ajandaya programımızı yazmak bizi gerçekten statü sahibi yapar mı? Zamanımızı kendimize ya da topluma fayda sağlayacak faaliyetlerle mi dolduruyoruz? Yoksa sürekli bir şeylerle uğraşıyor görünmenin yarattığı yanılsamanın içinde mi yaşıyoruz?

Gösterişçi meşguliyet, en basit tanımıyla, kişinin gerçekten çok fazla işi olmasından ziyade, çevresine sürekli yoğun ve meşgul olduğunu göstermeye çalışması ya da yoğunluğu bir statü sembolüne dönüştürmesidir. Başka bir deyişle, burada amaç her zaman bir şey üretmek veya anlamlı bir sonuç ortaya koymak değildir; bazen asıl amaç, meşgul görünmektir.

“Ne kadar yoğunsan, o kadar önemli ve başarılısın.”

Bu düşünce, farkında olsak da olmasak da hayatımızın bir köşesine yerleşmiş durumda. Bazı kültürlerde boş vakte sahip olmak ya da sakin bir tempoda çalışmak, yetersizlik veya tembellik olarak algılanabiliyor. Oysa dinlenebilmek, kendine zaman ayırabilmek ve gerektiğinde hiçbir şey yapmamak da en az çalışmak kadar insani ihtiyaçlar değil mi?

“Çok yoğunum, hiç vaktim yok.”

Bu cümle, günümüzde yalnızca bir durum tespiti olmaktan çıkıp bir tür kimlik beyanına dönüşmüş olabilir. Yoğunluğumuzu dile getirmek, çevremizden takdir görmemizi sağlayabilir; kendimizi önemli, vazgeçilmez ya da başarılı hissetmemize katkıda bulunabilir. Bir bakıma, ne kadar meşgul olduğumuzu göstererek ne kadar değerli olduğumuzu kanıtlamaya çalışırız.

Ancak burada gözden kaçırdığımız bir şey var: Meşgul olmakla değerli olmak, aynı şey değildir.

Bazen gerçekten çok çalışırız; sorumluluklarımız, hedeflerimiz ve yetiştirmemiz gereken işler vardır. Bazen de durduğumuzda kendimizle baş başa kalmaktan kaçınmak için kendimize yeni işler üretiriz. Çünkü durmak, düşünmek ve sorgulamak; koşuşturmanın içinde fark etmediğimiz sorularla yüzleşmemize neden olabilir.

Belki de asıl mesele, yoğunluğun kendisinden çok, onunla kurduğumuz ilişkidir. Bir işi neden yaptığımızı, neye hizmet ettiğini ve hayatımızda nasıl bir karşılığı olduğunu sorgulamadan sürekli bir şeylerle meşgul olmak, zamanla bizi kendi hayatımızın seyircisine dönüştürebilir.

İnsanın kendine yaptığı en büyük kötülüklerden biri, hayatını yaşanabilir kılmak uğruna kendisine yalan söylemeyi öğrenmesidir belki de. Sürekli meşgul olduğumuzda, her şeyin yolunda gittiğine; yorulduğumuzda, önemli işler başardığımıza; dinlendiğimizde ise geride kaldığımıza inanabiliriz.

Oysa hayat, doldurulması gereken boşluklardan ibaret değil. Her dakikamızı verimli kılmak, her anımızı bir amaca bağlamak ya da değerimizi yaptıklarımız üzerinden kanıtlamak zorunda değiliz.

Belki de kendimize sormamız gereken asıl soru şu: Gerçekten çok işimiz olduğu için mi bu kadar meşgulüz, yoksa meşgul olmadığımızda kendimizi daha az önemli hissedeceğimiz için mi?

Çünkü bazen insan, bir yere varmak için değil, durduğunda kendisiyle karşılaşmamak için koşar.

Ve belki de gerçek özgürlük, herkese ne kadar yoğun olduğumuzu kanıtlamaya çalışmadan, kendi zamanımızı nasıl yaşamak istediğimize karar verebilmektir.

 

Gösterişçi Meşguliyet
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!