Bir oyuncakla başlayan akım, çocuklarımızın dünyasını nasıl değiştiriyor?
Dünya değişiyor, alışkanlıklarımız değişiyor, eğlence anlayışımız değişiyor. Ancak bu değişimin nereye doğru gittiğini, çocuklarımızın hayatını nasıl etkilediğini ne kadar sorguluyoruz?
Bir zamanlar çocuk olmak bambaşka bir şeydi. Sokaklarda koşturur, mahalle arkadaşlarımızla oyunlar oynar, top peşinde koşar, bisiklete biner, ağaçlara tırmanırdık. Bir oyuncağımızı paylaşmak, arkadaşımızla saatlerce vakit geçirmek bizim için büyük mutluluktu. Akşam olduğunda annelerimizin pencereden seslenmesiyle eve dönerdik.
Şimdi ise manzara değişti.
Çocuklarımızın önemli bir bölümü artık sokaklarda değil, ekranların karşısında büyüyor. Oyun arkadaşları telefonların içinden çıkıyor. Eğlence anlayışları sosyal medya videolarıyla şekilleniyor. Bir akım başlıyor, milyonlarca kişi onu takip ediyor. Bir başka akım geliyor, öncekinin yerini alıyor.
Şimdi gündemimizde yeni bir çılgınlık var: SLIME!
Rengârenk görüntüsü, esnek yapısı, ele alındığında şekilden şekle girmesiyle çocukların ilgisini çeken slime, sosyal medyada milyonlarca görüntülenmeye ulaşan içeriklerin başında geliyor.
Kimi evinde hazırlıyor, kimi hazır ürünleri satın alıyor, kimi farklı renkleri karıştırıyor, kimi de yaptığı slime videolarını paylaşarak beğeni ve takipçi peşinde koşuyor.
İlk bakışta masum bir eğlence gibi görünebilir.Peki, gerçekten mesele yalnızca bir oyuncak mı?
Yoksa çocuklarımızın dikkatini, zamanını, tüketim alışkanlıklarını ve hayata bakışını şekillendiren daha büyük bir sosyal medya dalgasının yeni yüzüyle mi karşı karşıyayız?
Sosyal medyanın çalışma düzeni artık hepimizin malumu. Bir video izliyorsunuz, hemen ardından benzer bir video karşınıza çıkıyor. İlginizi çeken bir içerik gördüğünüzde sistem size onun benzerlerini sunmaya devam ediyor.
Çocuklar açısından bu durum çok daha dikkat çekici.Bir slime videosu izleyen çocuk, birkaç dakika sonra başka bir slime videosuyla karşılaşıyor. Renkler, kokular, şekiller, farklı tarifler, yeni ürünler…Derken merak, alışkanlığa dönüşebiliyor.
Bir süre sonra çocuk yalnızca izlemekle yetinmiyor. Kendisi de yapmak, satın almak, denemek ve arkadaşlarına göstermek istiyor.Arkadaşında varsa kendisinde de olsun istiyor. Bir başkasının yaptığı daha güzel görünüyorsa kendi yaptığı yeterli gelmiyor.
İşte burada eğlence ile tüketim arasındaki çizgi incelmeye başlıyor.Çünkü sosyal medya yalnızca neyi izleyeceğimizi değil, bazen neyi isteyeceğimizi de etkiliyor.
Bugün anne babaların en büyük sorunlarından biri çocuklarını telefon ve tabletlerden uzaklaştırabilmek.
Yemek masasında telefon, yatak odasında telefon, yolculukta telefon, boş zamanlarda telefon…Çocukların günlük hayatında ekranların kapladığı alan giderek büyüyor.
Elbette teknoloji kötü değildir. Doğru kullanıldığında bilgiye ulaşmanın, öğrenmenin, üretmenin ve iletişim kurmanın önemli bir aracıdır.Ancak teknolojinin aracı olması gerekirken hayatın merkezine yerleşmesi ciddi bir meseledir.
Bir çocuğun saatlerce sosyal medya videosu izlemesi, gerçek hayattaki oyunlara, arkadaşlık ilişkilerine, kitap okumaya ve ailesiyle geçirdiği zamana ayırabileceği süreyi azaltabilir.
Daha da önemlisi, sürekli hızlı ve dikkat çekici içeriklere maruz kalmak, çocuğun sıkılmaya karşı sabrını ve dikkat alışkanlıklarını etkileyebilir.
Çocuklarımızı biz mi yetiştiriyoruz, yoksa sosyal medya algoritmaları mı?
Slime konusunda yalnızca sosyal medya bağımlılığına odaklanmak da yeterli değil. Ürünün güvenliği de önemli bir başlık.
Özellikle evde slime hazırlamak isteyen çocuklar, internette gördükleri tarifleri denemeye çalışıyor. Tutkal, deterjan, boraks ve çeşitli kimyasal maddelerle hazırlanan karışımların her biri güvenli olmayabilir.
Her tarifin internette paylaşılması, onun sağlıklı ve güvenli olduğu anlamına gelmez.Boraks gibi maddelerin yanlış miktarda kullanılması, ciltle uzun süreli temas etmesi veya yanlışlıkla yutulması sağlık sorunlarına yol açabilir. Bazı ürünlerde kullanılan boya, koku ve diğer katkı maddeleri de hassas ciltlerde tahrişe neden olabilir.
Çocuklarımızın merakını bastırmadan, onları tehlikeli denemelerden korumak zorundayız.Anne babalar ürünlerin etiketlerini okumalı, yaş uyarılarını dikkate almalı, güvenilir olmayan internet tariflerini çocukların tek başına denemesine izin vermemelidir.
Özellikle küçük yaştaki çocukların bu tür ürünleri ağızlarına götürme ihtimali unutulmamalıdır.Bir oyuncak uğruna sağlığımızı riske atmanın hiçbir anlamı yoktur.
Asıl düşündürücü konu, sosyal medya akımlarının çocuklarda oluşturduğu beklentilerdir.
Bugün bir çocuk yaptığı slime’ın fotoğrafını paylaşmak istiyor. Başka bir çocuk videosunun daha fazla izlenmesini bekliyor. Bir diğeri arkadaşının aldığı ürüne sahip olmak istiyor.Beğeni sayısı, görüntülenme ve takipçi sayısı bazı çocuklar için önemli hâle gelebiliyor.
Peki, çocuklarımızın özgüvenini bu sayılara bağlamasına ne kadar izin vereceğiz?
Bir video az izlendiğinde üzülmek, arkadaşının paylaşımı daha fazla beğeni aldığında kendisini yetersiz hissetmek, sürekli başkalarıyla kıyaslama yapmak…
Bunlar üzerinde düşünmemiz gereken konular.Çocuklarımızın değeri bir ekranın altında görünen rakamlarla ölçülemez.
Bir çocuğun yaptığı resim, yazdığı şiir, kazandığı arkadaşlık, öğrendiği yeni bir bilgi; binlerce beğeniden çok daha kıymetlidir.
Burada sorumluluğu yalnızca çocuklara yüklemek doğru değildir.Çünkü çocuklar gördüklerinden etkilenir, merak eder ve taklit eder. Onlara rehberlik etmek yetişkinlerin görevidir.
Birçok ailede telefon tartışmaları yaşanıyor. Anne baba çocuğuna telefonu bırakmasını söylüyor, çocuk itiraz ediyor. Bazen tartışma büyüyor, bazen telefon elinden alınıyor.
Ancak yasaklamak tek başına kalıcı bir çözüm olmayabilir.
Çocuğumuza neden sınır koyduğumuzu anlatmalıyız. Onunla konuşmalı, birlikte vakit geçirmeli, ilgisini çekecek başka etkinlikler oluşturmalıyız.
Birlikte parka gitmek, bisiklete binmek, kitap okumak, spor yapmak, masa oyunları oynamak…Bunlar geçmişin alışkanlıkları olarak görülmemeli. Çocuklarımızın fiziksel, zihinsel ve sosyal gelişimi açısından gerçek hayatta kurulan ilişkiler çok değerlidir.
Üstelik anne baba da çocuğuna örnek olmalıdır.Sürekli telefonuyla ilgilenen bir yetişkinin, çocuğuna ekranı bırakmasını söylemesi ne kadar etkili olabilir?Çocuklar söylediklerimizden çok yaptıklarımızı örnek alır.
Bugün slime konuşuyoruz.
Yarın başka bir oyuncak, başka bir dans, başka bir meydan okuma, başka bir tüketim çılgınlığı gündeme gelecek.
Dijital dünyanın gündemi sürekli değişiyor. Bir akımın popülerliği azalırken başka bir akım milyonların ilgisini çekiyor.
Bu nedenle mesele yalnızca slime değildir.Mesele, çocuklarımızın her yeni akımın peşinden düşünmeden gitmemesini sağlayabilmektir.
Onlara sorgulamayı öğretmeliyiz.Her gördüğüne inanmamayı, her ürünü satın almak zorunda olmadığını, her videoyu taklit etmemesi gerektiğini anlatmalıyız.
İnternette gördüğü bir davranışın doğru olup olmadığını sorgulayabilen çocuk yetiştirmek, ona yalnızca telefon kullanmayı öğretmekten çok daha önemlidir.
Bu konu yalnızca ailelerin mücadelesi olarak görülmemelidir.Okullarda dijital okuryazarlık, internet güvenliği ve sosyal medya bilinci konusunda daha fazla çalışma yapılmalıdır.Çocuklarımıza sosyal medyanın nasıl çalıştığı, reklamların nasıl etkilediği, kişisel bilgilerin neden korunması gerektiği ve internet ortamında karşılaşabilecekleri riskler anlatılmalıdır.
Öğretmenler, rehberlik servisleri ve aileler birlikte hareket etmelidir.Sosyal medya platformlarının da çocukların güvenliği konusunda sorumlulukları vardır. Çocukların yaşlarına uygun olmayan içeriklerden korunması, zararlı paylaşımların denetlenmesi ve güvenli kullanımın desteklenmesi önemlidir.
Çünkü dijital dünya artık hayatımızın dışında değil, tam merkezindedir.Onu yok sayamayız. Ancak kontrolsüz biçimde çocuklarımızın hayatını yönetmesine de izin veremeyiz.
Bazen düşünüyorum…
Bizim çocukluğumuzda bir topun peşinden saatlerce koşardık. Bir misket için arkadaşımızla heyecanlanırdık. Bir bisiklet, bir uçurtma, bir ağaç gölgesi mutluluğumuz olabilirdi.
Şimdi çocuklarımızın önünde sınırsız bir dijital dünya var.
Ancak bu sınırsızlık her zaman özgürlük anlamına gelmiyor.
Çünkü çocuklarımızın ne izleyeceğini, neye ilgi duyacağını ve hangi ürünü isteyeceğini etkileyen büyük bir dijital düzen var.
Bizim görevimiz çocuklarımızı teknolojiden tamamen koparmak değil, teknolojiyi doğru kullanmayı öğretmektir.Onların hayallerini sosyal medya akımlarına teslim etmemeliyiz.
Bir çocuğun başarısı kaç video çektiğiyle, kaç takipçiye ulaştığıyla veya hangi ürünü satın aldığıyla ölçülmemelidir.
Çocuklarımızın spor alanlarında, kütüphanelerde, bilim merkezlerinde, sanat atölyelerinde ve sosyal faaliyetlerde daha fazla yer almasını sağlamalıyız.
Onlara üretmenin, paylaşmanın, öğrenmenin ve gerçek hayatta başarmanın mutluluğunu yaşatmalıyız.
Slime bugün bir eğlence olabilir. Bir çocuğun renkli bir oyun hamuruyla vakit geçirmesinde tek başına yanlış bir şey yoktur.
Ancak bu eğlence kontrolsüz ekran kullanımına, gereksiz tüketime, sağlıksız ürünlere ve beğeni yarışına dönüşüyorsa artık üzerinde düşünmemiz gerekir.
Bugün anne babalar olarak çocuklarımızın elindeki telefona değil, gözlerindeki geleceğe bakmalıyız.Onlarla konuşmalı, onları dinlemeli, merak ettiklerini anlamalı ve doğruyu birlikte öğrenmeliyiz.Çünkü çocuklarımız yalnızca bugünün değil, yarının da emanetidir.
Onların çocukluğunu sosyal medya algoritmalarına, hayallerini beğeni sayılarına, zamanlarını bitmek bilmeyen videolara teslim etmeyelim.
Unutmayalım: Her yeni akım geçicidir ama çocukluk bir daha geri gelmez.
“Çocuğun eline telefon vermek kolaydır, zor olan ona hayatı öğretmektir. Ekranda kaybolan zaman geri gelmez. Çocuklarımızın çocukluğunu beğenilere değil, güzel hatıralara emanet edelim.”
Sağlıcakla kalın.