Şaban Bozbal
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. Değişimin Eşiğinde Bir Toplum: Dönüşüm mü, Yozlaşma mı?

Değişimin Eşiğinde Bir Toplum: Dönüşüm mü, Yozlaşma mı?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Toplumlar, tıpkı akan nehirler gibidir. Aynı yerde durmaz, sürekli değişir. Kimi zaman bu değişim kalkınmayı, refahı ve gelişmeyi beraberinde getirirken, kimi zaman da değerlerin aşınmasına, kimlik bunalımına ve ahlaki çöküşe kapı aralar. Bugün içinde yaşadığımız süreç tam da böyle bir yol ayrımını işaret ediyor. Artık kendimize şu soruyu sormanın vakti gelmedi mi? Biz gerçekten gelişiyor muyuz, yoksa sadece değiştiğimizi zannederek özümüzü mü kaybediyoruz?

Teknoloji çağındayız. Bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Dünyanın öbür ucundaki bir olay saniyeler içinde cebimize düşüyor. Yapay zekâ konuşuluyor, uzay çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. Fakat bütün bu ilerlemelere rağmen insanın iç dünyasında aynı gelişmeyi görebiliyor muyuz?

Bugün insanlar birbirine her zamankinden daha yakın görünse de aslında hiç olmadığı kadar uzak. Aynı sofrada oturan aile bireyleri birbirleriyle konuşmuyor; herkes kendi telefonunun ekranına bakıyor. Aynı apartmanda yıllarca yaşayan insanlar komşusunun adını bilmiyor. Kalabalık caddelerde yürüyen milyonlar, yalnızlığın en ağır yükünü taşıyor. İşte yozlaşma bazen sessiz başlar; gürültü çıkarmaz ama toplumun ruhunu yavaş yavaş tüketir.

Eskiden bir mahallenin çocuğu, bütün mahallenin evladı sayılırdı. Büyükler nasihat eder, küçükler saygıyla dinlerdi. Kapılar kilitlenmeden uyunur, insanlar birbirine güvenirdi. Şimdi ise güven duygusu her geçen gün biraz daha zedeleniyor. İnsanlar selam vermekten çekiniyor, yardım etmeyi sorguluyor, iyilik yaparken bile karşılık bekliyor. Oysa bir toplumu ayakta tutan beton binalar değil; güven, sadakat ve vicdandır.

Aile kurumu da bu değişimden nasibini alıyor. Oysa aile, bir milletin ilk okuludur. Çocuk dürüstlüğü önce annesinden öğrenir, adaleti babasının davranışlarında görür. Saygıyı evde kazanan çocuk, topluma saygılı birey olarak katılır. Ailenin zayıflaması yalnızca birkaç kişinin sorunu değildir; milletin geleceğini doğrudan etkileyen bir meseledir.

Eğitim sistemimiz de sadece diploma veren değil, karakter yetiştiren bir yapıya kavuşmalıdır. Bilgili ama vicdansız insanların çoğaldığı bir toplum huzuru yakalayamaz. Çünkü bilgi tek başına insanı yüceltmez. Bilgi, ahlakla birleştiğinde anlam kazanır. Adaletle desteklendiğinde toplumu yükseltir.

Bugün sosyal medya, gençlerin en büyük öğretmeni hâline geldi. Kısa yoldan zengin olma hayalleri, şöhret uğruna yapılan anlamsız gösteriler ve tüketim çılgınlığı yeni neslin zihinlerini kuşatıyor. Emek ikinci plana itilirken, gösteriş ön plana çıkıyor. Oysa alın terinin yerini hiçbir kolay kazanç dolduramaz. Bir millet çalışkanlığını kaybettiği gün üretimini de, bağımsızlığını da kaybetmeye başlar.

Yozlaşmanın en tehlikeli yönlerinden biri de yanlışların normalleşmesidir. Bir zamanlar tepki gösterilen davranışlar bugün “herkes yapıyor” denilerek meşrulaştırılıyor. Yalan sıradanlaşıyor, haksızlık alışkanlığa dönüşüyor, liyakat yerine yakınlık tercih ediliyor. İşte toplumları çökerten büyük felaketler, çoğu zaman böyle küçük tavizlerle başlar.

Kültürümüz de ciddi bir sınavdan geçiyor. Türkçemiz yabancı kelimelerin istilası altında. Geleneklerimiz “modası geçmiş” diye küçümseniyor. Milli ve manevi değerler, çağdaşlaşmanın önünde engel gibi gösterilmeye çalışılıyor. Oysa çağdaşlık; köklerinden kopmak değil, köklerinden güç alarak geleceğe yürümektir. Geçmişine sırt çeviren milletler, gelecekte başkalarının gölgesinde yaşamaya mahkûm olur.

Elbette değişime karşı olmak doğru değildir. Dünya değişiyor, biz de değişeceğiz. Bilimden, teknolojiden, yenilikten uzak duran toplumların ayakta kalması mümkün değildir. Ancak değişimin pusulası kendi medeniyet değerlerimiz olmalıdır. Batıyı taklit ederek değil, kendi kimliğimizi koruyarak gelişmeliyiz. Çünkü kimliğini kaybeden bir toplum, ne kadar zengin olursa olsun güçlü değildir.

Bugün yeniden doğruluğu, adaleti, merhameti ve vicdanı konuşmaya ihtiyacımız var. Çocuklarımıza yalnızca iyi bir meslek değil, iyi bir insan olmayı da öğretmeliyiz. Makam sahibi olmak kolaydır; fakat karakter sahibi olmak emek ister. Servet bırakmak önemlidir ama evlatlara bırakılacak en büyük miras güzel ahlaktır.

Her birey önce kendi aynasına bakmalıdır. “Toplum neden bozuldu?” demeden önce “Ben toplum için ne yaptım?” sorusunu kendimize yöneltmeliyiz. Çünkü toplum dediğimiz yapı, başkalarından değil; hepimizden oluşuyor. Değişim de yozlaşma da önce bireyde başlar.

Umut hâlâ var. Çünkü bu millet tarih boyunca nice badireleri aşmış, küllerinden yeniden doğmayı başarmıştır. Yeter ki ortak değerlerimize sahip çıkalım. Yeter ki çocuklarımıza sağlam bir karakter, güçlü bir inanç ve büyük bir vatan sevgisi bırakalım. O zaman ne kültürümüz kaybolur ne de geleceğimiz karanlığa teslim olur.

Sağlıcakla kalın.

Değişimin Eşiğinde Bir Toplum: Dönüşüm mü, Yozlaşma mı?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!