1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. AYDIN UZKAN
  4. KOMPLEKSLİ İNSANIN İÇSEL MANİFESTOSU
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

KOMPLEKSLİ İNSANIN İÇSEL MANİFESTOSU

featured

İnsan ruhu, kendi yarattığı labirentlerde kaybolmaya meyilli, sonsuz bir yankı odasıdır. Bu odanın en karanlık köşelerinde biçimlenen “kompleksli insan”, özünde varoluşsal bir yaranın, dışarıya sızan hırçın kabuğudur.

Kendini olduğu haliyle kabullenemeyişin oluşturduğu o derin boşluk, zamanla içsel bir kimya tepkimesine dönüşür. Yetersizlik hissi ile büyüklük arzusu aynı potada erir. İşte bu erimiş duygu kütlesi, öznenin hem zırhı hem de hücresi haline gelen komplekslerin temel harcını oluşturur.

Kompleks, bireyin kendi hakikatinden kaçmak için inşa ettiği muazzam bir kurgudur. Kendi varlığının cüceliğinden korkan zihin, aynaların açısını değiştirerek devasa gölgeler yaratma sevdasına düşer. Bu çaba, estetik bir illüzyon değil, var olma sancısının çarpıtılmış bir tezahürüdür. Birey, içindeki o bitmek bilmeyen “eksiklik” fısıltısını bastırmak adına, çevresindeki her olguyu ve her ilişkiyi bir güç simülasyonuna dönüştürmek zorunda hisseder.

Psikolojik açıdan , kendi iç dünyasındaki fay hatlarını gizlemeye çalışan özne, dışarıya aşırı kontrolcü, eleştirel veya narsistik bir izlenim sunar. Ancak bu izlenim, kırılgan bir camdan farksızdır. En küçük bir reddedilme ya da değersizlik imasında parça parça olmaya hazırdır.

Kompleksli insan izolasyonda yetişmez. Toplumsal sınıflandırmalar, statü sembolleri ve performans kültürü, zaten zedelenmiş olan özsaygıyı iyice hırpalar. Böylece toplum, kendi normlarıyla örselediği bireyden, o normları silah olarak kullanan kompleksli tipler imal eder.

Söz konusu modelin en bariz niteliklerinden biri, iletişimde kurduğu asimetrik ilişkiler ağında gizlidir. Kompleksli birey, karşısındakini eşit bir özne olarak görmekte zorlanır. Öteki, ya hayran olunacak bir otorite ya da ezilecek bir piyondur. Diyaloglar birer paylaşım zemini olmaktan çıkar, güç dengelerinin sınandığı görünmez er meydanlarına dönüşür. Şefkat, mütevazı bir tebessüm ya da içten bir övgü, bu zihin yapısı için birer zayıflık belirtisi ve potansiyel tehlike olarak kodlanır.

Bu insanın trajedisi, kendi kurduğu hapishanenin anahtarını elinde tuttuğunu hiçbir zaman fark edememesidir. Sürekli bir şeyleri kanıtlama telaşı, geçmişin gölgeleriyle dövüşme arzusu ve geleceği kontrol etme saplantısı, anın saf gerçekliğini yaşamasına engel olur. Kendine duyduğu derin güvensizliği, çevresindekilere güvensizlik duyarak maskelemeye çalışır. Böylece yalnızlık, kaçınılmaz bir varoluşsal akıbet olarak karşısına dikilir.

Sosyal medyanın ve teşhir kültürünün egemen olduğu günümüzde, bu tipoloji adeta idealize edilen bir yaşam normuna dönüştürülmüştür. Filtrelenmiş hayatlar, sahte başarı hikayeleri ve sürekli dışarıya sunulan yaldızlı vitrinler, içsel derinlikten yoksun kompleksli yapıyı besleyen en verimli topraktır. İnsanlar artık yaralarını sarmak yerine, yaralarının üzerine dijital makyajlar yaparak kendilerini ve kitleleri kandırmanın peşine düşmektedir.

İçindeki “hiçlik” uçurumuna bakmaya cesareti olmadığı için, dünyayı kendi çevresinde dönen bir drama sahnesi zanneder. Oysa sahne ışıkları söndüğünde ve makyaj silindiğinde geriye kalan tek şey, anlaşılmak ve olduğu gibi sevilmek isteyen, ancak bu arzuyu bile bir güç gösterisiyle boğan yaralı bir çocuktur.

Kompleksli insan modeli, insanın kendi varoluşsal hakikatiyle barışamamışlığının en net anıtıdır. Özgürleşme, ancak zırhların ağır geldiğini kabul etmekle ve o zırhların altındaki çıplak, kusurlu ama gerçek benlikle yüzleşmekle başlar.

İnsan, kendi gölgesiyle savaşmayı bıraktığı ve başkalarının ışığından rahatsız olmadığı gün, komplekslerin karanlık labirentinden çıkıp kendi özgün varlığının aydınlığına kavuşacaktır.

 

KOMPLEKSLİ İNSANIN İÇSEL MANİFESTOSU
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!