1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. AYDIN UZKAN
  4. GÜVENSİZLİK TRAVMASI
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

GÜVENSİZLİK TRAVMASI

featured

Güven, insanın içinde sessizce büyüttüğü bir evdir, duvarları görünmez, kapıları içeriden açılır. Birine güvendiğimizde aslında yalnızca ona değil, onun yanında kim olduğumuza da inanırız. Fakat bazı evler bir gece ansızın yıkılmaz. Önce duvarlarında ince çatlaklar belirir, sonra tavandan içeri yağmur sızar. İnsan yine de yağmurun geçeceğine inanır. Ta ki bir sabah, uyandığında başının üzerinde artık bir gökyüzü olduğunu fark edene kadar.

Güven travması böyle bir yerde başlar. Kırılan şey yalnızca karşımızdaki insana duyduğumuz inanç değildir. Kendi sezgilerimize, seçimlerimize ve içimizdeki pusulaya da kuşku düşer. “Ben bunu nasıl göremedim?” sorusu, geceleri zihnin içinde ağır ağır dolaşan bir gölgeye dönüşür. İnsan bir başkasının yaptığı şey yüzünden, kendisini yargılamaya başlar. Oysa bazen en büyük yanılgı, yanılmış olmaktır; çünkü kalp, kandırılmaktan önce inanmayı seçmiştir.

Sonra hayatımıza yeni biri girer. Kapıyı açmak isteriz ama elimiz tokmakta donar. İçeride hâlâ eski evin enkazı vardır. Yeni gelen insan ne kadar nazik konuşsa da zihnin bir köşesinde eski bir ses fısıldar: “Biraz daha bekle. Biraz daha yaklaşırsa yine gidecek.” Böylece geçmiş, bugünün yüzüne ince bir tül gibi çekilir. Karşımızdakini gerçekten görmeyiz, onun yüzünde, çoktan gitmiş birinin siluetini ararız.

Bir süre sonra sevgi bile şüpheli bir nesneye dönüşebilir. Yaklaşan her elin içinde saklı bir bıçak ararsın. Sana verilen çiçeklerin köklerinde toprağa gömülmüş dikenler varmış gibi hissedersin. Çünkü zihin, bir kez incindiğinde dünyayı olduğu gibi görmekten çok, yeniden incinmemek üzere yeniden çizer. Tehlike yoksa bile tehlikenin siluetini duvara kendisi düşürür. Böylece insan, karşısındakini değil, kendi korkusunu  görür.

Güven kaybolduğunda insanın içinde tuhaf bir bekçilik başlar. Mesajların arasındaki sessizlikler büyütülür, kelimelerin tonları tartılır, bakışların yönü hesaplanır. Sevgi artık yalnızca sevgi değildir; aynı zamanda bir soruşturmadır. “Neden böyle söyledi?”, “Neden şimdi sustu?”, “Neden eskisi kadar yakın değil?” Zihin, bir zamanlar huzur bulmak için kurduğu bağı, bu kez tehlikeyi önceden sezmek için kullanır. Kalp kapıyı kilitlemiş, akıl ise anahtarı durmadan kontrol etmeye başlamıştır.

Fakat insan bazen kendini korumakla kendini hapsetmek arasındaki ince çizgiyi fark edemez. Bir daha incinmemek için duvar örer, sonra o duvarın gölgesinde yalnız kaldığında, neden kimsenin ona ulaşamadığını düşünür. Yakınlık isterken mesafe koyar, anlaşılmak isterken susar, terk edilmekten korkarken kendisi uzaklaşır. Çünkü geçmişte açılan yara, bugünün ellerini de şüpheli görmeye başlamıştır. Yaralı bir kalbin en büyük paradoksu budur: Dokunulmak ister, ama dokunanın canını acıtacağından korkar.

İyileşmek, bütün kapıları bir anda açmak değildir. Önce kapının ardında hâlâ bizim yaşadığımızı fark etmektir. Bir başkasının ihaneti, ihmali ya da kırıcı davranışı, içimizdeki bütün gerçekleri geçersiz kılmaz.

Güven yeniden kurulacaksa, önce insanın kendi sesini yeniden duyabilmesi gerekir. “Sezgilerime yeniden inanabilirim. Yanılabilirim ama yanılmak, kendime düşman olmamı gerektirmez.” Bazen iyileşme, başkasına güvenmeden önce kendi içimizde yeniden güvenilecek bir yer bulmaktır.

Yeni bir ilişki, eski yaraların üzerine örtülen beyaz bir çarşaf değildir. Bazı izler görünmeye devam eder. Fakat iz ile yara aynı şey değildir. Yara hâlâ kanarken dokunmak acıtır; iz ise geçmişte bir şey olduğunu hatırlatır.

İnsan zamanla şunu öğrenebilir: Her sessizlik terk edilmek değildir, her uzaklık vazgeçiş değildir, her kapı kapanışı bir kayıp anlamına gelmez. Geçmişin diliyle yazılmış bütün cümleleri bugünün üzerine geçirmek zorunda değildir.

Belki güven, sandığımız gibi karşımızdaki insanın bizi asla incitmeyeceğine dair bir söz değildir. Daha kırılgan ve daha gerçek bir şeydir: “Bir şey kırılırsa, ben kendimi kaybetmeden onunla yüzleşebilirim” diyebilmek. Çünkü hiçbir ilişki geleceğe dair mutlak bir garanti taşımaz. İnsan insana ancak ihtimallerle yaklaşabilir. Güven de bu ihtimallerin içinde, gözleri tamamen kapatmak değil; gözleri açıkken yine de elini uzatabilmektir.

Ve belki bir gün, uzun zamandır kapalı duran o evin penceresinden içeri sabah ışığı girer. Toz zerreleri havada yavaşça süzülür; eski eşyalar hâlâ yerindedir, duvarlarda çatlaklar vardır. Ama ev artık harabe değildir. İnsan anlar ki güven, bir zamanlar olduğu hâline dönmek değil, kırıldıktan sonra başka bir biçimde yeniden kurulabilmektir.

Bazı kapılar daha temkinli açılır, bazı odalara daha yavaş girilir. Yine de içeride bir ışık yanar. Ve insan, ilk kez, geçmişin karanlığının geleceğin bütün odalarını doldurmak zorunda olmadığını hisseder.

 

 

GÜVENSİZLİK TRAVMASI
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!