Buse Köseer
  1. Haberler
  2. Yazarlar
  3. İNSAN EN ÇOK NEREDE İYİLEŞİR?

İNSAN EN ÇOK NEREDE İYİLEŞİR?

featured
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Bazı insanlar hayatımıza ilaç olmak için girmez. Hatta çoğu, yaralarımızı bile bilmez. Ama bir gün fark ederiz; yıllardır içimizde kanayan bir yer, onların varlığında sessizleşmiştir. Bazen iyileşmek, konuşmaktan değil; bir başkasının kalbinde kendine yer bulmaktan geçer.

Dünyanın en ağır yükü nedir bilir misiniz?

Yalnızlık değil. Yalnızlık, insanın kendi iç sesiyle baş başa kalmasına izin verir; asıl ağır olan, kendini anlatmaya çalıştığında bile duyulmadığını hissetmektir.Anlaşılmamaktır.

Yalnız kaldığında yine kendinle konuşabilirsin. Fakat anlaşılmadığında, kendi sesine bile yabancılaşırsın.Bu yüzden çocukluk yalnızca geride bırakılan bir yaş değildir. Çocukluk, büyüdükçe içimizde yürümeye devam eden görünmez bir gölgedir. Bir çocuğun eksik kalan her sarılışı, yetişkin bir insanın kalbinde yıllarca yankılanabilir. Bir babanın yarım bıraktığı cümle, kırk yaşında bir adamın sessizliğine dönüşebilir. Bir annenin vermediği şefkat, yıllar sonra bir yabancının gözlerinde aranabilir. Çocuklukta neye aç kaldıysan, büyüdüğünde onu veren kişiye aşık olursun. Ruh unutmaz. Zaman unutur. Akıl unutur. Ama ruh unutmaz.

Carl Jung’un dediği gibi, “Bilinçaltına çıkmayan her şey kader gibi yaşanır.” Bu yüzden bazen kader dediğimiz şey, aslında iyileşmeye çalışan yaralarımızdır. Bir düşünün…Neden bazı insanlara ilk görüşte yakın hissederiz? Neden bazı sesler yıllardır tanıyormuşuz gibi gelir? Neden bazı vedalar, bir ömür sürmüş ayrılıklar kadar can yakar? Bir insana değil, onda bulduğumuz tanıdık duyguya bağlanırız. Belki güvene… Belki merhamete… Belki de yıllardır kimsenin dokunamadığı bir yaraya… Psikoloji bunu bağlanma olarak açıklar. Edebiyat ise başka bir şey söyler: Ruh, kendini tamamlayacak hikayenin peşindedir.

Vincent Van Gogh’u düşünün. Bugün tabloları milyonlarca dolar ediyor. Ama yaşarken sahip olmak istediği şey para değildi.Bir insanın ona dönüp “Seni görüyorum” demesiydi. Görülmemek insanı öldürmez. Ama yavaş yavaş hayattan siler. Bazı insanlar ölmeden önce toprağa girmez. Kimsenin kalbinde yer bulamadıkları gün gömülürler. İşte bu yüzden değer görmek sevilmekten daha büyüktür. Sevgi bazen söylenir. Değer ise hissettirilir. Bir insanın “Ben senin yanında yorulabiliyorum” diyebilmesi sevgidir. Maskesini çıkarabilmesi sevgidir. Güçlü görünmek zorunda kalmaması sevgidir. Gerçek aşk, kusursuz birini bulmak değildir. Bir insanın bütün kusurlarını gördükten sonra hala gözlerinin içinin parlamasıdır. Hayranlık, güzel günlerde gelir.

Sevgi ise enkazın ortasında kalır. Ve çoğu insan âşık olduğunu kaybettiğinde fark eder. Bu yüzden yıllardır yanlış soruyu soruyoruz:

“Kaybettiğim için mi seviyorum?”

Hayır. Sevdiğini fark edemediğin için kaybettiğinde canın yanıyor. Varlık sessizdir. Yokluk gürültülü. Bir insan yanındayken fark etmediğin şeyler, gittiğinde geceleri uyutmaz seni. Sesinin tonu… Mesajlarının saati… Sana bakarken yüzünde oluşan o küçücük ifade… Sahip olduklarının değerini kaybedince anlarsın. Kalbinin neyi seçtiğini kaybedince görürsün.

Viktor Frankl, toplama kamplarında insanların açlıktan önce umutlarını kaybettiklerini yazmıştı. Çünkü insanı ayakta tutan yalnızca beden değildir. Yaşamak için bir sebep gerekir. Bir isim. Bir ses. Bir bekleyiş. Belki de aşk budur. Bir insanın dünyada var olmasının, senin için bir anlam taşıması… Mevlâna’nın dediği gibi, “Aşk öyle bir denizdir ki sonu da kendidir, başlangıcı da.” Bu yüzden aşk mantıklı değildir. Mantık hesap yapar. Aşk teslim olur. Ve belki de insan hayatında yalnızca bir kez gerçekten aşık olur. Bazı insanlar hayatımızdan geçmez. İçimize yerleşir. Bir şarkı duyduğumuzda gelirler aklımıza. Yağmur yağdığında… Bir sokaktan geçerken… Bir çiçeğin kokusunda… Bazı insanlar gitmez. Sadece görünmez olurlar. Ve günün sonunda anlarız ki hayatın anlamı büyük başarılarda saklı değildir.

Ne unvanlarda…

Ne alkışlarda…

Ne de kazandığımız savaşlarda…

Hayatın anlamı, bir insanın kalbinde bıraktığımız izdedir. Bu dünyadan geçerken ardımızda evler, arabalar, makamlar bırakmayız. Dokunduğumuz ruhlar kadar yaşarız.

Eğer bir gün seviyor ve seviliyorsanız, bir insanın karanlığını biraz olsun hafifletebiliyor, ona yeniden kendine inanma cesareti verebiliyorsanız, bilin ki hayat size en büyük sırrını fısıldamıştır.

Yarayı saklamak zorunda kalmadığın bir kalpte iyileşirsin.

İNSAN EN ÇOK NEREDE İYİLEŞİR?
0

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

Giriş Yap

Türkiye Aktüel ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!