Türkiye’de emeklilik, aslında bitmek bilmeyen o koşturmacanın, yorgun argın geçen çalışma yıllarının ardından açılan tertemiz, bembeyaz bir sayfa gibidir. Çoğu insan için bu yeni dönem; biraz durup nefes almak, yıllarca “vaktim yok” diyerek ertelenen o küçük hobilerin peşinden gitmek ve nihayet hayatın sunduğu güzelliklerin tadını doyasıya çıkarmak anlamına gelir. Fakat ne yazık ki, son yıllarda ülkemizin üzerine bir karabasan gibi çöken yüksek enflasyon ve dur durak bilmeyen o amansız hayat pahalılığı, emekli büyüklerimizin bu masum hayallerini kurmasını bile her geçen gün biraz daha güçleştiriyor.
Ömrünü çalışarak, üreterek ve topluma değer katarak geçiren yaşlılarımız, emekli olduklarında sabit bir gelirle kendi yağlarında kavrulmaya çalışırken, aslında zihinlerinin bir köşesinde hep o “rahat nefes alma” umudunu taşırlar. Ancak bugün geldiğimiz noktada, o sabit gelirin karşısında devleşen giderler yüzünden bu umutlar yerini maalesef hayatta kalma mücadelesine bırakmış durumda. Mutfaklardaki o bitmek bilmeyen yangın, yani gıda fiyatlarındaki o önlenemez artışlar, emekli bütçelerini adeta temelinden sarsıyor. Enflasyonun alım gücünü bir canavar gibi yiyip bitirmesiyle birlikte, hayatının sonbaharını yaşayan birçok büyüğümüz, en temel gıda maddelerini alırken dahi bin bir hesap yapmak zorunda kalıyor.
Üstelik yıllar geçtikçe birer birer kapıyı çalmaya başlayan sağlık sorunları da bu tablonun tuzu biberi oluyor. Zaten kısıtlı olan o emekli maaşlarının hatırı sayılır bir kısmı, mecburen eczanelere ve hastane masraflarına akıyor. Devletin sağladığı imkanlar elbette bir nebze olsun nefes aldırsa da, ortaya çıkan o fark ödemeleri ve her ay daha da uzayan reçete masrafları, pek çok emeklimizin o daracık bütçesini darmadağın etmeye yetiyor.
Aslında bu zorluk sadece soğuk rakamlarla anlatılamaz; asıl dram, o rakamların ardındaki sessiz hüzünde gizlidir. Pazar yerinde akşam saatinin çökmesini bekleyen, fiyatlar biraz daha düşer mi diye tezgahların arasında boynu bükük dolaşan o amcamızın mahcubiyeti… Ya da bayramda kapısını çalan torununa, içinden gelmesine rağmen istediği harçlığı verememenin, ona bir oyuncak alamamanın verdiği o tarifsiz burukluk… Ömrünü bu ülkeye vermiş bir insanın, ömrünün sonunda bir market rafındaki fiyat etiketiyle kavga etmek zorunda kalması, sadece ekonomik bir kayıp değil, toplumsal vicdanımızda açılan derin bir yaradır.
Bu ekonomik baskılar, yaşlılarımızın ruhunda da devasa bir yük oluşturuyor. Bazı büyüklerimiz, sadece sağlığına kavuşabilmek ya da ilaçlarını alabilmek için sofrasındaki ekmekten, evindeki ısınmadan feragat ediyor. Maaşlara belirli dönemlerde yapılan artışlar her ne kadar bir umut ışığı gibi görünse de, bu zamlar genellikle hayatın gerçek hızı olan enflasyonun çok gerisinde kalıyor. Özellikle İstanbul’un o karmaşası, Ankara’nın soğuğu ya da İzmir’in parıltılı ama masraflı sokakları gibi büyük şehirlerde yaşam maliyetleri katbekat arttığı için, emeklilerimizin işi buralarda çok daha sarp bir yokuşa dönüşüyor.
Geleceğimizi huzur ve güven içinde yaşayabilmemiz için, bugün emeklilerimize sahip çıkmamız artık bir tercih değil, vicdani bir zorunluluktur. Elbette maaş iyileştirmeleri bu işin temelidir; ancak yaşlılarımızın hayatını gerçekten kolaylaştıracak sosyal desteklerin de bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Onlara sadece birer emekli olarak değil, baş tacımız olarak bakmalı; güvenli barınma ortamlarından, sağlık hizmetinin kapılarına kadar gelmesine kadar her alanda yanlarında olmalıyız.
Toplum olarak bizlerin de bu meseleye bir vicdan borcu olarak bakmamız gerekiyor. Büyüklerimize verdiğimiz desteği artırmak, onları evlerine hapsetmek yerine hayatın tam merkezinde tutacak sosyal projelere omuz vermek hepimizin görevi. Unutmayalım ki; onların yüzündeki küçük bir gülümseme ya da içten bir “Allah razı olsun” sözü, toplumsal huzurumuzun en büyük teminatıdır. Onlar bu toprakların hafızası, bizlerin de en kıymetli hazineleridir. Hak ettikleri o huzurlu, güvenli ve onurlu yaşamı onlara sunmak, boynumuzun borcudur.
Saygılarımla.
Sayın M. Kuşcu
Kaleminize sağlık! Yazınız, yaşlıların maddi ve psikolojik zorluklarını etkileyici bir şekilde ele almış. Toplumsal farkındalık yaratmaya yönelik önemli bir çağrı yapıyorsunuz. Başarılarınızın devamını dilerim!
Sayın Kuşcu,
Kaleminize sağlık! Yazınız, emeklilik ve pahalılığın zorlu birleşimini çok derinlemesine ele alarak, yaşlılarımızın karşılaştığı maddi ve psikolojik zorlukları mükemmel bir şekilde dile getirmiş. Ekonomik eşitsizliklerin toplumsal bir soruna dönüştüğü bu dönemde, yaşlı bireylerin yaşam kalitesini artırma adına duyduğumuz sorumluluğu hatırlatıyorsunuz. Sosyal güvenlik, sağlık hizmetleri ve toplumsal duyarlılığın önemine değinerek önemli bir çağrı yapıyorsunuz. Yazınız, yalnızca bir ekonomik analiz değil, aynı zamanda toplumsal bir farkındalık yaratmayı amaçlayan anlamlı bir yazı olmuş. Başarılarınızın devamını dilerim.
Sayın Okurum,
Yazımı beğenmeniz beni son derece mutlu etti. İlginiz ve değerli yorumunuz için teşekkür ederim.
Saygılarımla.