Bükülmeyen dallar vardır, rüzgârın önünde eğilmeyi gurursuzluk sanırlar. İlk bakışta güçlü görünürler, göğe dimdik uzanırlar. Oysa en sert fırtınalar geldiğinde, eğilmeyi reddeden gövde çatırdar. Geriye sessizce toprağa düşen bir kırılma sesi kalır. Bazı ilişkiler de böyledir. Kökleri sevgiye uzansa bile, esnemeyi bilmeyince kendi ağırlıklarının altında parçalanırlar.
Kırılmanın sesi her zaman yüksek çıkmaz. Bazen bir eksik selam, geciken bir özür ya da yarım bırakılmış bir cümle, görünmez bir çatlak açar. Camın üzerinde dolaşan ince bir çizgi gibi büyüyen bu sessizlik, sonunda en sağlam görünen bağı bile tuzla buz eder.
Kalpler konuşmayı unuttukça kelimeler de birbirine yabancılaşır. O zaman sevgi, kapısı açık olduğu hâlde kimsenin girmeye cesaret edemediği eski bir eve dönüşür.
Sis çöktüğünde dağlar yerinden oynamaz, yalnızca birbirini gören yollar kaybolur. İlişkiler de bazen böyledir. İnsanlar değişmez, sevgileri de bütünüyle yok olmaz; fakat kırgınlıkların sisi, kalpten kalbe uzanan patikaları görünmez kılar. Yol oradadır, ama cesaretini kaybeden gözler onu seçemez.
Oysa su bile, kayalara çarpa çarpa yolunu bulur. Sertliğini değil, sabrını kullanır. İlişkiler de bazen su gibi olmayı ister. Haklı çıkmaktan çok anlamayı, kazanmayı değil yaşatmayı seçmeyi bekler. Eğilmeyi bilen dal nasıl mevsimi atlatırsa, anlayışı seçen gönül de fırtınayı geride bırakabilir.
Bir kemanın teli gereğinden fazla gerildiğinde daha güzel bir ezgi çıkarmaz. Ansızın kopar ve geriye sessizlik bırakır. İlişkilerde de beklentiler, anlayışın önüne geçtiğinde sevginin melodisi bozulur. Herkes kendi notasını duyurmaya çalışırken ortak şarkı yarım kalır, sessizlik ise en ağır cümleye dönüşür.
Demir, ateşte şekil alırken çatlamaz çünkü önce ısınmayı kabul eder. İlişkiler de değişime izin verdiğinde güçlenir. Hiçbir düşüncesinden vazgeçmeyen, hiçbir adım atmayan iki insan ise pas tutmuş kilitler gibi aynı kapıda sıkışıp kalır. Açılmayan kapılar zamanla umutların da dışarı çıkmasına izin vermez.
Eğilmek bazen yenilmek değil, birlikte ayakta kalabilmenin en sessiz cesaretidir. Çünkü iki yüreğin aynı köprüde buluşabilmesi için, ikisinin de birbirine doğru biraz yaklaşması gerekir.
İlişkileri ayakta tutan şey yalnızca sevgi değildir. Gerektiğinde eğilebilmek, dinleyebilmek ve değişebilmektir. Çünkü bükülmeyi reddeden dallar nasıl ilk fırtınada kırılıyorsa, esnemeyi bilmeyen ilişkiler de en küçük sarsıntıda parçalanır. Asıl güç, dimdik kalmakta değil; kökleri koruyacak kadar esneyebilmektedir. Aksi hâlde geriye, kırılmış dalların gölgesinde yankılanan hatıralar ve bir daha yeşermeyen suskunluklar kalır.