İnsan, dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren bir yolculuğun içine doğar. Bu yolculukta kimi zaman ailesinden, kimi zaman öğretmenlerinden, kimi zaman dostlarından, kimi zaman da hiç tanımadığı insanların sözlerinden etkilenir. İşte bu yüzden eskiler, kısa ama derin anlamlar taşıyan sözlerle hayatın özünü anlatmıştır. Bunlardan biri de şudur: “Âlimle oturan âlim olur.”
Bu söz sadece kitap okumayı ya da diploma sahibi olmayı anlatmaz. Buradaki âlim; ilmiyle birlikte ahlakı, edebi, merhameti ve hikmeti temsil eden insandır. Çünkü gerçek ilim, insanı kibire değil tevazuya; ayrıştırmaya değil birleştirmeye; kırmaya değil onarmaya götürür.
Bugün yaşadığımız çağda bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolaydır. Fakat bilgiye ulaşmanın kolaylaşması, hikmet sahibi olmayı da kolaylaştırmamıştır. Sosyal medya, ekranlar ve hızlı tüketilen içerikler insanı düşündürmekten çok oyalamaya başlamıştır. İşte tam da bu noktada insanın yanında kimlerin bulunduğu, kimleri dinlediği ve kimleri örnek aldığı büyük önem taşımaktadır.
İnsan, zamanını kiminle geçiriyorsa farkında olmadan ona benzemeye başlar. Sürekli şikâyet edenlerle oturan, umut etmeyi unutur. Sürekli öfke taşıyanlarla yaşayan, huzurunu kaybeder. Sürekli çıkar peşinde koşanlarla yürüyen ise zamanla vicdanının sesini bastırır. Buna karşılık ilim ehliyle, gönül ehliyle, güzel ahlak sahibi insanlarla aynı sofrayı paylaşan kişi; konuşmasına, davranışına ve bakışına dikkat etmeyi öğrenir.
Âlimlerin en büyük özelliği sadece konuşmaları değildir. Asıl ders, onların yaşayışındadır. Onlar gösteriş için değil, hakikat için yaşarlar. Makamlarıyla değil, duruşlarıyla örnek olurlar. İnsanları küçümsemez, aksine onlara yol göstermeye çalışırlar. Böyle insanların yanında geçirilen her dakika, insanın kendisine yaptığı en büyük yatırımdır.
Ne yazık ki günümüzde şöhret ile değer, gürültü ile hakikat çoğu zaman birbirine karıştırılıyor. En çok konuşanların en doğruyu söylediği zannediliyor. Oysa hakikat, yüksek sesle değil; sağlam delille, güzel ahlakla ve tutarlı bir hayatla kendini gösterir. Gerçek âlimler alkış peşinde koşmaz; hakikatin izinden yürür.
Toplum olarak çocuklarımıza bırakacağımız en büyük miras, sadece mal ve mülk değildir. Onları doğru insanlarla buluşturabilmek, kitapla tanıştırabilmek, ilim meclislerine yönlendirebilmek çok daha kıymetlidir. Çünkü iyi bir çevre, nice yanlışın önüne geçer; kötü bir çevre ise nice güzel insanı yolundan çevirebilir.
Bugün herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekir: Ben kimlerle oturuyor, kimleri dinliyor ve kimleri örnek alıyorum? Çünkü insanın geleceğini çoğu zaman aldığı kararlar kadar, birlikte yürüdüğü insanlar da belirler.
Unutmayalım ki ilim sadece öğrenilmez; yaşanır, paylaşılır ve güzel örneklerle nesilden nesile aktarılır. Hakikatin peşinde olanlar, ilim ehlinin meclisini terk etmezler. Çünkü bilirler ki insanın ufku, birlikte yürüdüğü insanların ufku kadardır.
Bozbal der ki: Bilginin çoğaldığı değil, hikmetin yaşandığı toplumlar ayakta kalır. Âlimlerin izini sürenler sadece bilgi kazanmaz; karakter, edep ve vicdan da kazanırlar. İnsan ömrünün en doğru yatırımı, kendisini hakikate yaklaştıran insanlarla aynı yolda yürümektir.