Mizah, yalnızca güldüren bir anlatım biçimi değil, insanın hayatı anlamlandırma çabasının en zarif yollarından biridir. Gülümsemenin ardında çoğu zaman derin bir fark ediş, ince bir eleştiri ve yaşamın çelişkilerine karşı geliştirilen sessiz bir direnç saklıdır.
Hayatın ağır yükleri altında ezilmemek için zihnin giydiği en sağlam zırhtır mizah. Ciddiyetsizlik değil, özgürlüktür.
Fırtınanın ortasında gülümsemek, rüzgârı hafife almak değil, ona boyun eğmeyecek kadar güçlü olmaktır. Ağırbaşlılık bir maske olabilir, ama nükte her zaman çıplak bir zekânın göstergesidir. Ciddiyet çoğu zaman korkunun kıyafetidir ama mizah ise cesaretin en şık elbisesidir.
İnsan, bazen uzun cümlelerle anlatamadığı duyguları tek bir espriyle dile getirir çünkü mizah, sözcüklerin yükünü hafifleten ama anlamını büyüten görünmez bir köprüdür. İnsanın karanlığa, anlamsızlığa ve hayatın ezici ağırlığına karşı fırlattığı en zarif meşaledir. Kemal Sayar’a göre mizah, insanın kendine gülebilmesi, acı gerçeklikten korunması ve dünyayı daha yaşanılası kılması için kritik bir zihinsel araçtır.
Dilin mantık sınırlarını zorlayan bir tür simyadır mizah. Sözcüklerin alışılmış anlam kabuklarını soyup altındaki taze, şaşırtıcı ve kıvrak nüansları açığa çıkarır. Bir kahkaha, bazen gökyüzünde ansızın beliren bir gökkuşağı kadar beklenmedik, bazen de fırtınadan sonra denize vuran ilk güneş ışığı kadar umut vericidir. Mizahın dili, insan ruhuna renk katan görünmez resimler çizer.
Mizah doğası gereği, stresli durumları ve travmatik tepkileri hafifletme kabiliyetine muktedirdir. Travma yaşamış olan herkes mizahın keder, korku ve acının üstesinden gelmek için ne kadar önemli olduğunu bilir. Zira bir şey hakkında şaka yapabiliyorsa, bu onu zihinde daha az tehdit edici hale getirir.
Görünüşte kahkaha üreten mizah, aslında trajedinin ikiz kardeşidir. Charlie Chaplin “Hayat yakından bakıldığında bir trajedi, uzaktan bakıldığında ise bir komedidir.” Diyerek buna ayna tutar.
Karamsar bir tabloyu ters yüz ederek estetik bir haza dönüştüren mizah, dilin en keskin neşteridir. Yaranın üzerini kapatmak yerine, onu acıtmadan açar ve ışık almasını sağlar. Dilin bu kıvrak dansı, dünyayı katı gerçekliğinden soyutlayıp ona hayali ve özgür bir oyun alanı sunar.
Psikolojik arka planında ise mizah, zihnin kendini yok oluşa karşı savunma biçimi, bilinçaltının bastırılmış kaygıları havalandırma supabıdır. Zihnin kendini onarma mekanizmalarından biridir. Mizah bu yönüyle de, ruhun ağır yüklerini hafifleten görünmez bir omuz, kırılan umutları yeniden ayağa kaldıran içsel bir güçtür.
İnsan, anlamlandıramadığı veya güç yetiremediği korkularıyla ancak onları hafifleterek ve saçmalaştırarak baş edebilir. Bu yüzden mizah, zihnin üzerindeki baskıyı aniden serbest bırakan bir havalandırma penceresidir.
Don Kişot’un yel değirmenleriyle savaşı veya Charlie Chaplin’in modern fabrikanın çarkları arasında sıkışıp kalırken bile sergilediği o trajikomik zarafet, insanın çaresizlik karşısındaki psikolojik direnişinin simgesidir. Mizah, bireyin kendi trajedisine dışarıdan bakıp ona gülümseyebilme, yani acıyı evcilleştirme yetisidir.
Tarih boyunca mizah, baskıya, adaletsizliğe ve eşitsizliklere karşı söz söylemenin etkili yollarından biri olmuştur. Kahkaha attığımız an, aynı zamanda onaylamadığımız düzenle aramıza mesafe koyduğumuz andır Bir karikatür, bir hiciv ya da ince bir ironi, bazen uzun siyasi konuşmalardan daha güçlü bir etki bırakabilir. Çünkü mizah, gerçeği sert bir tokat gibi değil, düşündüren bir tebessüm gibi sunar. Mizahın en çok yakıştığı yerlerden birisi de siyasal alandır. George Orwell’in, “Her şaka bir devrimdir” der.
Mizah, elbette peşine takıp sürükleyen ve acılara karşı insanı kör eden bir hal değildir. Hepten reddedilemeyeceği gibi sınırsız ve ölçüsü olmayan bir mizahın kabul edilemeyeceği de bir gerçektir.